Search this site
Embedded Files
  • Yazılar
  • Günbegün
  • İletişim
 
  • Yazılar
  • Günbegün
  • İletişim
  • More
    • Yazılar
    • Günbegün
    • İletişim

DAHA FAZLASI YETMİYOR MU ?
Başarı Kültürü ve Gençlerin Bitmeyen Yarışı 

Yazan: Hediye Söken                                                                                                  26.08.2026

Çağdaş dünyada başarı, çoğu zaman ulaşılması gereken tek ve belirli bir hedef olmaktan ziyade sürekli geliştirilmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. İyi bir eğitim almak, yüksek notlar elde etmek, üniversiteye yerleşmek, yabancı dil öğrenmek, staj yapmak, çeşitli sertifikalar kazanmak ve mezuniyet sonrasında iyi bir işe sahip olmak, gençlerin gelecek planlarında önemli bir yere sahiptir. Bu hedeflerin her biri kendi içerisinde anlamlı ve bireysel gelişime katkı sağlayabilecek unsurlardan birkaçıdır. Ancak hedeflerin tamamlanmasının ardından yeni hedeflerin ortaya çıkması, başarı kavramının sınırlarının sürekli genişlemesine neden olabilmektedir. Bu sebeple başarı, ulaşılması gereken belirli bir noktadan ziyade devamlı sürdürülen bir yarış haline gelebilmektedir 

Bu noktada ortaya çıkan temel soru şudur: Daha fazlası gerçekten ne zaman yeterli olacaktır? Bir sınavdan yüksek bir puan almak, daha sonra daha yüksek bir ortalama elde etme hedefini; iyi bir üniversiteye girmek, daha iyi bir staj bulma hedefini; iyi bir staj ise daha güçlü bir yetkinlik oluşturma arayışını beraberinde getirebilmektedir. Bu durum, gençlerin belirli bir hedef sahibi olmasından ziyade başarının sürekli olarak bir sonraki aşamaya geçmeyi gerektiren bir ölçüte dönüşmesi açısından önem taşımaktadır. 

Başarı kavramının bu şekilde genişlemesinde eğitim sistemleri, iş gücü piyasası, aile beklentileri, toplumsal değerler ve dijital medya gibi farklı faktörlerin etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle gençlerin yaşadığı başarı baskısını yalnızca bireysel tercihler üzerinden değerlendirmek yeterli olmayabilir. Gençlerin içinde bulunduğu sosyoekonomik çevre de başarıya ilişkin beklentilerin oluşmasında rol oynayabilmektedir. 

Özellikle eğitim hayatı, başarı kültürünün en erken ve en görünür biçimde deneyimlendiği alanlardan biridir. Sınavlar, notlar, sıralamalar ve üniversiteye giriş süreçleri öğrencilerin performanslarının ölçülmesini mümkün kılmaktadır. Bu ölçütler eğitim sistemlerinin belirli amaçlara ulaşabilmesi açısından gerekli olabilir. Ancak öğrencilerin kendilerini yalnızca bu ölçütler üzerinden değerlendirmeye başlaması, başarı kavramının daha dar bir anlam kazanmasına yol açabilir. Bir öğrencinin başarısı yalnızca aldığı puan veya nottan ibaret olmadığı halde, eğitim hayatında bu göstergeler çoğu zaman en kolay ölçülebilen sonuçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi tarafından 2024 yılında yayımlanan ve 44 ülke ile bölgeden 279.117 gencin verilerini içeren Health Behaviour in School-aged Children araştırması, 2018 ile 2022 arasında okul çalışmalarından kaynaklanan baskı hissinde belirgin bir artış olduğunu göstermektedir. Araştırma özellikle 13 ve 15 yaş grubundaki kız öğrencilerde okul baskısındaki artışın daha belirgin olduğunu ortaya koymaktadır. Bu veriler, eğitim hayatındaki performans beklentilerinin gençlerin deneyimlerinde önemli bir yer tuttuğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Fakat bu tür veriler, akademik baskının bütün gençleri aynı şekilde etkilediği anlamına gelmemektedir. Gençlerin deneyimleri yaş, cinsiyet, sosyoekonomik koşullar ve sahip oldukları sosyal destek gibi farklı faktörlere göre değişebilmektedir. 

Dolayısıyla başarı baskısından söz ederken, başarı arzusunun kendisi ile sürekli daha başarılı olma zorunluluğu arasındaki ayrımı yapmak gerekmektedir. Bir bireyin kendisi için yüksek hedefler belirlemesi, çalışması ve mevcut kapasitesini geliştirmeye çalışması tek başına olumsuz bir durum değildir. Aksine, belirli hedefler bireylerin motivasyonunu arttırabilir ve öğrenme süreçlerini destekleyebilir. Sorun, belirlenen hedeflerin hiçbir zaman yeterli görülmemesi ve bireyin kendi değerini yalnızca elde ettiği sonuçlar üzerinden değerlendirmeye başlamasıyla ortaya çıkabilmektedir. 

Bu ayrım, akademik literatürde mükemmeliyetçilik üzerine yapılan çalışmalar açısından da önem taşımaktadır. 2020 yılında yayımlanan bir meta-analiz, 67 çalışmadan elde edilen sonuçları incelemiştir. Araştırmada yüksek standartlara sahip olmanın akademik performansla olumlu ilişkiler gösterebildiği; buna karşılık kişinin kendi performansı ile ulaşmak istediği standart arasındaki farkı sürekli bir problem olarak değerlendirmesinin daha olumsuz akademik sonuçlarla ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu nedenle yüksek hedeflere sahip olmak ile sürekli yetersiz hissetmek aynı durum olarak değerlendirilmemesi gereken iki farklı unsurdur.

Bu ayrım, günümüzde başarı kültürünün neden daha karmaşık bir mesele olduğunu göstermektedir. Bir öğrencinin daha yüksek not almak istemesi veya bir üniversite öğrencisinin kendisini geliştirmek amacıyla staj yapması doğrudan bir baskı göstergesi olarak kabul edilemez. Ancak aynı öğrenci, aldığı yüksek nota rağmen kendisini başarısız olarak değerlendiriyor, bir sonraki hedefe ulaşamadığında önceki başarısını değersiz görüyor veya sürekli olarak çevresindeki insanlarla kendisini karşılaştırıyorsa, başarı kavramı farklı bir anlam kazanmaya başlayabilir. 

Bu durum özellikle gençlerin geleceğe ilişkin belirsizlikleriyle de ilişkilendirilebilir. Eğitim hayatının sonunda nasıl bir iş bulunacağı, hangi mesleğin tercih edileceği veya iş gücü piyasasında nasıl bir konum elde edileceği konusunda kesin bir öngörüde bulunmak her zaman mümkün değildir. Teknolojik gelişmeler, ekonomik koşullar ve iş gücü piyasasındaki değişimler, gençlerin geleceğe ilişkin planlarını ve tercihlerini etkileyebilmektedir. Böyle bir ortamda gençlerin kendilerini mümkün olduğunca fazla geliştirmeye çalışması anlaşılabilir bir davranıştır. Ancak geleceğe ilişkin belirsizliği azaltma amacıyla sürekli yeni hedefler ve amaçlar belirlemek, başarı kavramının sonu olmayan bir sürece dönüşmesine de neden olabilir. 

Başarı kültürünün yalnızca okul ve iş hayaƨyla sınırlı olmadığı bir diğer alan ise sosyal medyadır. Sosyal medya plaƞormları bireylerin hayatlarının belirli bölümlerini geniş bir çevreyle paylaşmasına olanak sağlamaktadır. Bu durum insanların farklı deneyimlere ulaşmasını, yeni insanlarla iletişim kurmasını ve bilgi edinmesini kolaylaştırabilir. Bununla birlikte sosyal medya, bireylerin birbirlerinin başarılarını sürekli olarak görmelerine de imkân vermektedir. Bir öğrencinin aldığı yüksek not, başka bir kişinin kazandığı staj, bir başkasının seyahatleri veya kariyerindeki ilerlemeleri, kişinin kendi yaşamıyla karşılaştırabileceği içeriklere dönüşebilmektedir. 

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi'nin 2024 tarihli HBSC verilerine göre 11, 13 ve 15 yaşlarındaki gençlerin yaklaşık %11'inde problemli sosyal medya kullanımına ilişkin belirtiler görülmüştür; bu oran 2018'de %7 olarak raporlanmıştır. Aynı araştırma, sosyal medyanın yalnızca olumsuz sonuçlardan ibaret olmadığını, gençler arasında sosyal iletişim ve akran desteği açısından da olumlu işlevler taşıyabildiğini göstermektedir. Dolayısıyla sosyal medyanın başarı kültüründeki rolünü değerlendirirken onu yalnızca bir sorun kaynağı olarak görmek yerine gençlerin sosyal karşılaştırmalarını etkileyebilen faktörlerden biri olarak ele almak daha mantıklı bir yaklaşım olacaktır. 

Sosyal medyanın bu noktadaki etkisi, başarının görünür hale gelmesiyle ilişkilendirilebilir. Geçmişte bir insanın başarısı genellikle yakın çevresi tarafından bilinirken, günümüzde bireyler başarılarını çok daha geniş kitlelerle paylaşabilmektedir. Böylece kişinin kendi hayatını değerlendirmesi yalnızca kişisel deneyimlerine değil, çevrimiçi ortamda karşılaştığı sayısız örneğe de bağlı hale gelebilmektedir. Ancak sosyal medya içerikleri çoğu zaman bireylerin hayatlarının yalnızca belirli bölümlerini göstermektedir. Bu nedenle çevrimiçi ortamda görülen başarıların, insanların günlük hayatlarının tamamını temsil ettiği düşüncesi yanıltıcı olabilir. 

Başarı kültürünün önemli bir başka özelliği ise başarının giderek daha fazla ölçülebilir hale gelmesidir. Not ortalaması, sınav puanı, sıralama, sertifika sayısı, staj deneyimi, yabancı dil seviyesi ve iş deneyimi gibi göstergeler bireylerin eğitim ve kariyer süreçlerini değerlendirmede kullanılabilen ana faktörlerden bazılarıdır. Ölçülebilir göstergeler karar vermeyi kolaylaştırsa da insanın gelişimini ve potansiyelini yalnızca bu göstergeler üzerinden değerlendirmek mümkün değildir. Bir kişinin merak duygusu, problem çözme becerisi, farklı düşüncelere açık olması, yaratıcılığı veya karşılaştığı sorunlara yaklaşımı her zaman tek bir sayıya indirgenemeyebilir 

Bu nedenle başarı kavramının kapsamının genişletilmesi gerektiği düşünülebilir. Akademik başarı ve mesleki gelişim önemli olmakla birlikte bireyin öğrenme süreci, sosyal ilişkileri, kişisel gelişimi ve sahip olduğu beceriler de başarı değerlendirmesinin bir parçası haline gelebilir. Bu yaklaşım, başarıyı tamamen reddetmek anlamına gelmemekle birlikte aksine başarıyı yalnızca sonuçlara dayalı değil, süreçlere ve farklı gelişim alanlarına da bağlamayı mümkün kılmaktadır. 

Akademik baskı ile gençlerin iyi oluşu arasındaki ilişki üzerine yapılan araştırmalar da bu konunun yalnızca bireysel bir mesele olmadığını göstermektedir. 2023 yılında yayımlanan sistematik bir inceleme, akademik baskı ile ergenlerin ruhsal ve psikolojik durumları arasındaki ilişkiyi inceleyen 52 çalışmayı değerlendirmiştir. Bu çalışmaların büyük bölümünde akademik baskı ile en az bir olumsuz psikolojik sonuç arasında ilişki bulunmuştur. Ancak araştırmacılar çalışmaların çoğunun kesitsel olduğunu ve bu nedenle doğrudan nedensellik konusunda kesin sonuçlara ulaşmanın mümkün olmadığını özellikle dile getirmişlerdir. Bu ayrıntı önemlidir; çünkü bilimsel bir bulgunun iki değişken arasında ilişki göstermesi, birinin diğerine kesin olarak neden olduğunu tek başına kanıtlayamamaktadır. 

Bu noktada başarı kültürünün bireysel ve toplumsal boyutları birlikte ele alınmalıdır. Gençlerin üzerindeki beklentiler yalnızca ailelerinden veya akademik faktörlerden kaynaklanmamaktadır. Ekonomik koşullar, iş gücü piyasası, eğitim sistemi, arkadaş çevresi veya sosyal medya gibi farklı alanlar birbirleriyle sürekli etkileşim halindedir. Bu nedenle “gençler neden bu kadar fazla çalışıyor?” sorusunun yalnızca bireysel motivasyonla açıklanması yeterli olmayabilir. Daha geniş bir çerçevede, gençlerin içinde bulunduğu toplumun başarıyı nasıl tanımladığı da değerlendirilmesi gereken önemli mevzulardan biridir. 

Aynı zamanda her genç bu kültürü aynı şekilde deneyimlememektedir. Ailenin ekonomik durumu, eğitim olanakları, sosyal destek, yaşanılan çevre ve bireyin sahip olduğu fırsatlar, başarıya ulaşma biçimlerini etkileyebilir. Bu nedenle başarı kültürünü tartışırken bütün gençlerin aynı imkânlara sahip olduğu varsayımından kaçınmak gerekir. Bazı gençler daha fazla eğitim ve kariyer fırsatına erişebilirken, bazıları ekonomik veya sosyal koşullar nedeniyle aynı hedeflere ulaşmak için daha farklı yollar izlemek zorunda kalabilir. Bu durum, başarı kavramının yalnızca bireysel çaba üzerinden değerlendirilmesinin neden yeterli olmayabileceğini göstermektedir. 

Bununla birlikte, başarı kültürünün tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini söylemek de gerçekçi ve mantıklı olmayacaktır. Toplumların gelişiminde eğitimli, üretken, araştıran ve kendisini geliştirmeye çalışan bireylerin önemli bir rolü bulunmaktadır. Gençlerin hedef belirlemesi, emek vermesi ve kendilerini geliştirmesi hem bireysel hem de toplumsal açıdan olumlu sonuçlar doğurabilir. Asıl tartışılması gereken nokta, bu hedeflerin bireyin yaşamındaki yeridir. Başarı, kişinin kendisini geliştirmesine yardımcı olan bir araç mı, yoksa kişinin değerini belirleyen temel bir ölçüt mü haline gelmektedir? 

Belki de “başarı” kavramına ilişkin en önemli soru burada ortaya çıkmaktadır. Bir insanın değerini yalnızca aldığı notlar, kazandığı üniversite, sahip olduğu meslek ve tecrübe birikimi veya kazandığı para üzerinden değerlendirmek mümkün müdür? Eğer kişi her hedefine ulaştığında kendisine yeni ve daha yüksek bir hedef koyuyor, ancak önceki başarısını kısa süre içerisinde önemsiz görüyor veya unutuyorsa başarı bir sonuç olmaktan çıkarak sürekli devam eden bir yarışa dönüşebilir. Bu durumda yarışın bitiş çizgisini sürekli ileriye taşımaktadır. 

“Daha fazlası” düşüncesi bu nedenle hem motive edici hem de sorgulanması gereken bir kavramdır. Daha fazla öğrenmek, daha fazla deneyim kazanmak veya daha fazla üretmek beraberinde olumlu gelişmeler getirebilmektedir. Fakat “daha fazla”nın her zaman “daha iyi” olduğu anlamına geldiği düşüncesi tartışmaya açıktır. Daha fazla sertifika, daha fazla çalışma saati veya daha fazla başarı göstergesi her birey için aynı değeri taşımayabilir. Bazen bir hedefin yeterli olduğunu kabul etmek de bireyin kendi yaşamının değerlendirme biçiminin bir parçası olabilir. 

Sonuç olarak başarı, gençlerin hayatında önemli bir yere sahip olmaya devam edecektir. Eğitim almak, çalışmak, hedefler belirlemek ve kendini geliştirmek bireysel gelişimin doğal parçalarından bazılarıdır. Ancak başarı kavramının sürekli daha yüksek hedefler, daha fazla performans ve daha fazla rekabet üzerinden tanımlanması, bu kavramın anlamının daralmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle gençlerin ne kadar fazla başarıya ulaşma isteğini sorgulamak yerine toplumun başarıdan ne anladığını sorgulamak da daha anlamlı olabilir. 

Belki de mesele daha fazlası veya azını istemek değildir. Mesele, “daha fazlası” ile “daha iyisi” arasındaki farkı görebilmektir. Bir insanın sürekli kendisini geliştirmesi değerli olabilir; ancak gelişimin bir noktada kişinin kendi yaşamını anlamlandırmasına, sahip olduklarını fark etmesine ve ulaştığı noktayı değerlendirmesine de izin vermesi gerekir. Başarı yalnızca bir sonraki hedefe ulaşmak demek değil, ulaşılan hedefin ne ifade ettiğini anlayabilmek ve görebilmekte de saklı olabilmektedir. 

Gençlerin bitmeyen bir yarışın içerisinde olduğunu söylemek bütün gençlerin aynı baskıyı yaşadığı veya aynı yollardan geçtiği anlamına gelmemektedir. Ancak eğitim, kariyer ve dijital dünyanın oluşturduğu beklentiler birlikte değerlendirildiğinde başarı kavramının yeniden değerlendirilmesi gerektiği görülebilir. Başarılı olmak önemli olabilir; fakat başarının kişinin bütün yaşamını tanımlayan tek bir ana ölçüt haline gelmesi farklı bir mesele ortaya çıkarmaktadır.

Belki de bugün gençlerin kendilerine sorması gereken soru yalnızca “Daha ne yapabilirim?” değildir. Bunun yanında “Benim için ne kadarı yeterli?” veya “Benim için ne kadarı değerli?” sorusunun da sorulabilmesi gerekir. Çünkü bir yarışın anlamlı olabilmesi için yalnızca hızlanmayı değil, bazen nereye ve neden koşulduğunu da bilmek gerekir.

Daha fazlası gerçekten yetmiyor mu? Belki de bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Ancak başarıyı yeniden düşünmek ve anlamlandırmak, daha azını istemek anlamına da gelmeyebilir. Aksine insanın neyi neden istediğini, hangi hedeflerin gerçekten kendisine ait olduğunu ve ulaşƨğı noktaların kendisi için gerçek olan değerini fark edebilmesi açısından önemli bir hale gelebilmektedir. 

Kaynakçalar 

1)Steare, T., GuƟérrez Muñoz, C., Sullivan, A., & Lewis, G. (2023). The associaƟon between academic pressure and adolescent mental health problems: A systemaƟc review. Journal of AffecƟve Disorders, 339, 302–317. 

2)Madigan, D. J. (2020). Does perfecƟonism or pursuit of excellence contribute to successful learning? A meta-analyƟc review. EducaƟonal Psychology Review. 

3)World Health OrganizaƟon Regional Office for Europe. (2024). A focus on adolescent social media use and gaming in Europe, central Asia and Canada: Health Behaviour in School-aged Children internaƟonal report from the 2021/2022 survey. Volume 6. 

4)World Health OrganizaƟon Regional Office for Europe. (2024). Teens, screens and mental health: New WHO report indicates need for healthier online habits among adolescents. 

5)World Health OrganizaƟon Regional Office for Europe. (2024). Health Behaviour in School-aged Children (HBSC) study: Highlights. 

"Akın var güneşe akın... Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın!"
Google Sites
Report abuse
Page details
Page updated
Google Sites
Report abuse