Bağdat Paktı ve İlk Kılıçlar
Bağdat Paktı ve İlk Kılıçlar
Yazan: Mehmet Efe Arsun 02.02.2026
Günümüzde belli bir açıdan azalsa dahi Orta Doğu’yu her zaman meşgul eden büyük bir denklem vardır, ABD-Rus geriliminin sahaya yansıması. II. Dünya savaşı sonrası şekillenen statüko bizlere dış politikada “bilateral” yani çift kutuplu dünya düzenini getirse de bu düzen 1991’de SSCB’nin yıkılışı sonrası on yıllık bir araya girmiş ve 2000’li yıllarla beraber Putin iktidarıyla beraber ABD-Rusya olarak bu kamplaşma yeniden şekillenmeye başlamış ve denkleme girmeye başlayan Çin gibi büyük devletlerle beraber “multilateral” bir dış politika hakimiyetinin olduğu genel bir statüko önümüze durmaktadır. Her ne kadar “multilateral” bir dış politika çizgisinde ilerlesek bile 90’lar sonrası oluşan kurumsallaşma hareketleri bizlere “ABD-SSCB” kamplaşmasının mirasını “Doğu-Batı” olarak yansıtabilmektedir.
Orta Doğu coğrafyası ise II. Dünya Savaşı ise oluşan “bialateral” ve “Doğu-Batı” kamplaşmalarını en net gözlemleyebileceğimiz yerlerden birisidir. İki tarafın da bölgede çıkarlarının olması bu güçleri doğrudan veya dolaylı sahaya sürmüştür. Kısacası bölgedeki aktörler rol olarak değişse de II. Dünya Savaşı sonrası oluşan çift ve çok kutuplu düzenler değişen aktörleri “Proxy” olarak adlandırılan vekil güç veya müttefik olarak yakın ilişkilerde bulunmuştur.
Bağdat Paktı ise Orta Doğu’daki birçok kutuplaşmanın ilklerinden ve Demokrat Parti’nin Amerikan eksenli dış politikasının belirgin politikalarından birisi olarak sayılabilir. 1950’li yılların başında SSCB ve ABD iki etkin güç olarak bölgeyi nüfuzu altına almaya çalışırken uyguladıkları politikaların amaçlarından biri karşıt gücün nüfuzunu azaltmaktı, bu sebeple bölge ülkeleriyle yakın ilişkilerde ve ekonomik yardımlarda bulunuldu. SSCB’nin bölgeye olan politikaları 1960’larda yükselen Arap Sosyalizmi akımıyla meyvesini verecek olsa da ABD’nin bölgeye daha önce adım attığını söyleyebiliriz.
Bağdat Paktı yani resmi adıyla CENTO projesi 1950-1952 arasında İngilizlerin Orta Doğu’da bölgede kaybettikleri nüfuzu dolaylı yoldan kazanmak için oluşturmayı planladığı “Orta Doğu Komutanlığı” projesine dayanmaktadır ancak savaştan yorgun çıkan Britanya hükümeti bu projeyi üstlenememiştir. Mayıs 1953 yılında dönemin ABD Başkanı Eisenhower hükümeti ve Dışişleri Bakanı Dulles bölgedeki Sovyet Nüfuzunu engellemek ve Türkiye’den Hindistan sınırına kadar geniş bir “Kuzey Kuşağı” adı altında Anti-Komünist bariyer oluşturmak için Orta Doğu ülkelerine geniş çaplı bir gezi düzenlemiştir. Hatta köşe bilgisi olarak “Orta Doğu” terimi ilk defa dünya literatürüne “Orta Doğu Kumandanlığı” ismi ile girmiştir.
“Kuzey Kuşağı” çalışmasının temeli 1953’te yapılan görüşmelerle yapılsa da Orta Doğu’da Cemal Abdülnasır liderliğinde kendini göstermeye başlayan ve çoğunlukla Anti-Siyonist kimliğinin üzerine inşa edilmiş Pan-Arabist ideoloji başta Mısır ve Suriye gibi ülkeleri Kuşağa ikna edilmeye katılmakta zorlanmıştır. Pan-Arabist ideoloji için Batılı devletlerle iş birliği yapmak İsrail ile aynı safta yer almak demekti, o yüzden Kuşak, Türkiye’nin o dönemki politikası ile İran ve Pakistan’ı içine alacak şekilde genişlemiştir. Kısacası Soğuk Savaş döneminin de mirası olarak İsrail meselesinin bölge devletleri için kalıcı bir “turnusol” olmaya başladığı dönem,kuşağın oluşum dönemi olarak adlandırılabilir. Türkiye’nin Orta Doğu ülkelerindeki namı yakın geçmişten farklı olarak Batı’nın temsilcisi olarak kodlanmıştı ve 1948 yılından beri İsrail’den haz etmeyen Arap devletleri için İsrail ile Türkiye ortak çıkarlar paydaşında buluşan ülkelerdi. Kaldı ki 1950 ve 60 arasında Suriye Krizi, Bağdat Paktı ve Süveyş Buhranı gibi olayların sebebi de Türkiye’nin 1952’deki NATO üyeliğine dayandırılabilir.
1954-55 yılları paktın üyelerinin bir araya gelmeye başladığı dönemdir. Paktın ilk üyeleri Türkiye ve Pakistan, ABD Başkanı Eisenhower’ın çağrısı ile Nisan 1954’te yapılan anlaşma ile Bağdat Paktı’nın temelini atan anlaşmayı oluşturmuşlardır. Anlaşmada bazı maddelere dikkat çekmek gerekmektedir. Beşinci madde’de anlaşma hükümleriyle çelişecek hiçbir anlaşma veya metine imza atılmaması cümlesi bizlere anlaşmanın altında devletlerin dış politika yapımlarını pakt çerçevesinde ilerleteceğine ve paktın dışında kalan ülkelerin “aykırı” ülkeler olarak nitelendirildiğine dair açık bir kanıt sunmaktadır.
Dönemin Türkiyesi 1945 sonrası dış politikasını kurgularken Batı ile yakınlaşmak isteyen ve bu uğurda elindeki tüm kartları oynayamaya hazırdı. Ancak Batılı devletlerin de bu dönemde Türkiye’den talepleri olacak ve elde edebilecekleri çıkarlar doğrultusunda Batı ile yakınlaşma hamleleri için Türkiye’nin NATO üyeliği gibi isteklerini “ulaşılması gereken hedef” olarak gösterebilecekti. Batılı devletler için Türkiye çoğunluğu Müslüman ve Orta Doğu coğrafyasında kapı görevi gören bir ülkeydi ve Batı için Türkiye, Orta Doğu’daki çıkarlarını temsil eden ülkelerden birisi konumuna gelmişti. Dönemin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü “Lokomotif Strateji”’sini izleyerek ABD ile beraber Orta Doğu ülkelerini Türkiye’nin arkasında sürüklemeyi hedefliyordu
Türkiye ile bölgesel kaygıları ve bölgede öncü ülke olma isteği olma isteği sebebiyle Irak’ta benzer rolü paylaşmaktaydı. Irak ve Türkiye’nin bu dönemde ortak noktası olarak ekonomilerini Batı sübvansiyon ve yardımlarına dayandırma talepleri olduğunu belirtebilir ve bu yardımların iki ülkeyi de Batı ile yakınlaştırma amacı taşıdığını söyleyebiliriz. Irak Başbakanı Nuri Sait Paşa ve ABD Dışişleri Bakanı Dulles’ın 1954 yılında imzaladığı askeri yardım anlaşması ile Irak ABD’nin bölgede kontrol olanağına sahip olduğu ülkelerden birisi olabilecekti. Aynı zamanda Türkiye için Irak’ta belli alanlarda stratejik öneme sahip olan devletlerden birisiydi. İran konusu için ise Ajax operasyonu sonrası devrilen İran Milliyetçisi Mussaddık’tan sonra yönetimi tekrar devralan Pehlevi ailesi de bölgedeki petrolün BP aracılığıyla tekrar kontrolü karşılığında ABD’den askeri destek talep ediyordu. Kaldı ki Mussaddık’ın Anti-Amerikancılık üzerine inşa edilmiş kimliği ve İran’ın coğrafi olarak Sovyetlerin nefesini ensesinde hissetmesi İran’ı ABD ve Batı’ya daha ok yakınlaştırdı.
Tüm bu gelişmeler ışığında 1955 yılına geldiğimizde Abdülnasır iktidarındaki Mısır, İngiltere,Fransa ve İsrail ile Süveyş Kanalının kontolü konusunda anlaşmazlık yaşayınca devletler Akdeniz’de karşı karşıya gelmiş ve bölgede iplerin gerilmesinden sonra ABD ve İngiltere ittifakı ve komunizm gibi ortak tehditler üzerinden ortaklık kurmaya başlayan yukarıdaki ülkeler tam bu gelişmelerin ışığında “Bağdat Paktı” olarak örgütlenmeye başlamıştır. Atatürk Ansiklopedisinde kısa tanım olarak “Sovyet Rusya'nın Orta Doğu'da nüfuz sağlamasını önlemek amacıyla kurulan bir örgüt” tanımı tam mahiyetinde birliği özetleyebilir.
Birliğin üyeleri olarak Irak,Türkiye,İran,Pakistan ve İngiltere’nin oluşturduğu pakt aslında Türkye’nin Irak ve Pakistan ile yaptıkları anlaşmaların müşterek bir anlaşma olması sonucu ve Kasım 1955’te Batı ile yakınlaşmak isteyen İran’ın da denkleme girmesi ile vücut bulmuştur. SSCB paktı kınamış ve Mısır başta olmak üzere birçok Arap ülkesi Pakta yukarıda belirtilen tezler üzerinden karşıt olduklarını belirtmeye başlamıştır. Diyalektik bir bakış açısıyla bakarsak Abdülnasırcılar ve Bağdat Paktı temsil ettikleri görüşler bakımından “tezler ve antitezler” oluşturarak dönemin Orta Doğu jeopolitiğini sentezlemiştir.
Bağdat Paktı döneminde Süveyş Krizi ve hızlanan bir Pan-Arabizm akımı sonrası Abdülnasırcı akımlardan etkilenen Suriye ve Mısır birleşerek “Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni” kurmuştur. Irak bu dönemlerde Arap dünyası tarafından “afaroz” edilmiştir ve Batı işbirlikçisi olmakla suçlanmıştır. ABD’nin bölgede SSCB’ye nazaran daha silik bir aktör olarak hareket etmesi de Pan-Arabistleri güçlendirmiş ve ABD hükümeti SSCB ile karşı karşıya gelme riskinden kaçınarak bölgedeki güvenliği sağlama ve SSCB etkisiyle mücadele etme rolünü İngiltereye ve Pakta devretmiştir. 1958 Yılına geldiğimizde kurulan Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin yanı sıra Haşimi ailesinden gelen Irak ve Ürdün hanedanlıkarı da birleşerek kendi “Arap Birliği”’ni kurmuştur.
1957 Sonbaharında bölgedeki ayrılığın temellendirdiği bir Türkiye-Suriye krizi patlak vermiştir. Kriz sırasında SSCB tarafından destekler ve askeri yardımlarla donatılan ve solcu pan arabizmin güçlendiği Suriye, ABD müttefiği Türkiye için bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. İki devlet sınırlarına askerlerini yığmış ve SSCB ve ABD, destekledikleri devletlere “teyakkuzda” olmaları gerektiğini notalamıştır. Ekim 1957’de SSCB lideri Kruşçev New York Times’a verdiği demeçte “Türkiye’ye ABD’den daha yakınız, savaş durumunda Türkiye bir gün dayanamaz” şeklinde Türkiye’ye gözdağı vermiştir. BM nezlinde yapılan görüşmeler ve Suriye Krizini özetleyecek olursak Filler Tepişirken Çimenler ezilme noktasına gelmiştir.
14 Temmuz 1958 günü Irak Ordusu Nuri Said Paşa hükümetini devirmiş ve Nasırcı ordu yönetimi devralmıştır. Paktın tek Arap ülkesi bu şekilde devre dışı kalınca paktın çözülmesi ve dağılması da yavaş olmamıştır. ABD’nin soyut katılımı, üyelerin birbirleri arasında ekonomik ve kültürel bağların karşı gruba göre görece zayıf olması, SSCB’Nnin bölgeye sağlam yatırımlar yapıp güçlenmesi ve en önemli “Turnusol” olan İsrail faktörü. Tüm bu faktörler paktı çözülme noktasına getirmiştir. ABD ve SSCB arasındaki rekabetin sonucu Orta Doğuı’da kaderin bu iki devlet tarafından belirlenmesiyle sonuçlanmış ve sömürge dönemi sonrası Orta Doğu jeopolitiğinin önemli iki aktörünü bölge denklemine dahil etmiştir. Bölge dışından gelen bu aktörler günümüze kadar SSCB’nin dağılış ve form değişimine rağmen kalıcı bir şekilde eklemlenmiş ve bölgedeki sosyopolitik ayrılıkların altına kılıflanan çıkar çatışmaları günümüzdeki krizlerin de temelini atmıştır. Bağdat Paktı ve Birleşik Arap Cumhuriyeti çatışması daha geniş bir perspektifte okunduğu ve anaojik temele alındığı zaman aktörlerin konjonktürel rolü değişse de çatışmalaların müşterek sebebi okunabilmektedir.
Kaynakça:
1- Armaoğlu 1995; Orta Doğu Komutanlığından Bağdat Paktı’na,TTK Belleten
2- Sander 2013; Türkiye’nin Dış Politikası,İlke
3-Yeşilbursa 2011; Bağdat Paktı 1955-1959, Tarihin Peşinde
4-Resmi Gazete 8370. sayılı 16 Haziran 1954 tarihli mükerrer
5-Serbest 2016,BAĞDAT PAKTI’NIN KURULUŞ SÜRECİ VE GELİŞİMİNDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ,Manas Üni.
6- Umar 2022, Bağdat PaktıAtatürk Araştırmaları Derneği