3 Fidan Darağacına Giderken
3 Fidan Darağacına Giderken
Yazan: Ali Haydar Özen 06.05.2026
68 kuşağının yaktığı ateş Türkiye’de de ses getirmişti. Üniversitelerde boykotlar, işgaller, emperyalizm karşıtı eylemler düzenleniyor; gençler meydanlarda “Tam Bağımsız Türkiye” diye haykırıyordu. Bu hareketin tanınan isimlerinden birkaçı ise Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’dı. Yıllar sonra bile hafızalardan silinmeyen hikayeleri yalnızca üç gencin idamı değil, aynı zamanda Türkiye’nin en sert siyasal iklimlerinden birinin sembolü haline geldi.
Askeri muhtıra sonrası Türkiye
12 Mart 1971’de verilen askeri muhtıra sonrası ülkede sıkıyönetim ilan edildi. Üniversiteler baskı altına alınırken, sol örgütlere yönelik geniş operasyonlar başladı. Öğrenci hareketlerinin ve solun önde gelen isimlerinden olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan artık devlet tarafından ülke çapında aranıyordu.
Yakalanışları
Deniz Gezmiş ile Yusuf Aslan, Mart 1971’de Ankara’dan uzaklaşıp, İç Anadolu üzerinden Nurhak bölgesine geçmeye çalıştıkları sırada 16 Mart 1971’de Deniz Gezmiş Gemerek yakınlarında, Yusuf Aslan ise onunla birlikte Şarkışla civarında yakalandı. Çıkan çatışmada Yusuf Aslan yaralandı. Birkaç gün sonra, 23 Mart’ta Hüseyin İnan da Kayseri Pınarbaşı civarında ele geçirildi.
Tutukluluk ve Yargılanma süreci
Asıl süreç ise mahkeme salonunda başladı. 16 Temmuz 1971’de Ankara Sıkıyönetim Mahkemesinde kamuoyunda Deniz Gezmiş davası olarak da bilinen THKO-1 davası açıldı.
Mahkemenin başında Tuğgeneral Ali Elverdi vardı. Savcılık, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi kapsamında, yani “anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs” suçlamasıyla yargılıyordu. Bu suçun cezası idamdı.
Mahkeme salonu ise sadece bir yargılama alanı değil, sanki dönemin ideolojik çatışmasının sahnesi gibiydi. Salon askerlerle çevriliydi. Duruşmalar yoğun güvenlik önlemleri altında yapılıyordu. Basın davayı yakından takip ediyor, Türkiye’nin dört bir yanında insanlar sonucun ne olacağını bekliyordu.
Mahkeme boyunca Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan düşüncelerinden vazgeçmediklerini açıkça dile getirdiler. Kendilerini suçlu olarak değil, siyasi mücadele veren devrimciler olarak görüyorlardı. Savunmalarında sık sık Türkiye’nin bağımsızlığına, emperyalizm karşıtlığına ve eşitlik düşüncelerine değindiler. Duruşma salonunda mahkeme boyunca hakimler ve sanıklar arasında sert tartışmalar yaşandı. Aylar süren davanın sonunda karar açıklandı: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında idam cezası verildi.
TBMM görüşmeleri
Kararın uygulanabilmesi için bir aşama daha vardı. Dosya önce Askerî Yargıtay’a gitti ve ceza onandı. Ardından konu TBMM’ye taşındı. O dönemde idam kararlarının yürürlüğe girmesi için Meclis’in onayı gerekiyordu.
10 Mart 1972’de Meclis’te başlayan görüşmeler, Türkiye siyasetinin en gergin oturumlarından birine dönüştü. Kürsüye çıkan milletvekilleri yalnızca üç kişinin idamını değil, aynı zamanda dönemin sağ-sol çatışmasını, 12 Mart sonrası oluşan siyasi iklimi ve devletin otoritesini tartışıyordu.
Meclis görüşmeleri sürerken dışarıdaki gelişmeler atmosferi daha da sertleştirdi. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını engellemek isteyen bazı sol örgütler farklı eylemler düzenliyordu. Bu süreçte THY'nin İstanbul-Ankara seferini yapan "Truva" adlı uçağın 4 eylemci tarafından Sofya'ya kaçırılması; Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilen yabancı teknisyenlerin alıkonulması gibi olaylar, Meclis’teki havayı doğrudan etkiledi. Özellikle bu gelişmelerden sonra bazı senatör ve milletvekillerinin daha önce verdikleri destek imzalarını geri çekmesi yankı uyandırdı. İktidar cephesi ise bu olayları, idamların gerekliliğinin bir göstergesi olarak sunuyordu.
Adalet Partisi milletvekillerinin büyük bölümü idamların uygulanmasını savunuyordu. Yapılan konuşmalarda devletin otoritesine karşı silahlı mücadele yürüten kişilere taviz verilmemesi gerektiği sık sık vurgulandı. Buna karşılık CHP içinde fikir ayrılıkları vardı. İsmet İnönü, Bülent Ecevit ve bazı milletvekilleri siyasi suçlarda idam cezasına karşı çıkıyor, bu kararın toplumsal yaraları daha da derinleştireceğini söylüyordu. Ancak buna rağmen CHP içerisindeki bazı milletvekilleri fikir ihtilafı yaşayarak idamların kabulü yönünde oy verdi.
Tartışmalar sırasında sık sık tansiyon yükseldi. O gün Meclis sıralarında yankılanan “Üçe üç!” sloganı ise yıllar boyunca hiç unutulmadı. Bu söz, 1961’de idam edilen Adnan Menderes ve iki bakanına karşılık, şimdi soldan üç kişinin idam edilmesini isteyenlerin sloganı hâline gelmişti. O gün Meclis’teki atmosfer yalnızca hukuki değil, aynı zamanda açık bir siyasi hesaplaşma havası taşıyordu.
Saatler süren görüşmelerin ardından oylamaya geçildi. Meclis çoğunluğu idam kararlarını kabul etti. Böylece Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için infaz süreci resmen başlamış oldu.
Darağacına giderken
5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece Ankara’da hava ağırdı. Ulucanlar Cezaevi’nin çevresi askerlerle çevrilmişti. İçeride ise üç genç son saatlerini yaşıyordu. Aileleriyle vedalaştılar. Avukatlarıyla son kez görüştüler. Birbirlerine moral verdiler. Henüz 20’li yaşlarının ortasındaydılar ve ölüm kapılarındaydı.
Önce Deniz gitti darağacına, ardından Yusuf ve Hüseyin. Böyle bitmişti üç fidanın bedenlerinin hikayesi, ama onlar ölmediler.
Zulmün, öğrenci direnişinin, haksızlıkların ve emperyalizmin olduğu her yerde yaşıyorlar ve mücadeleleri sürüyor.
“Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye”
Saygı, sevgi ve özlemle.