Doğan Avcıoğlu’nun ‘’kitle örgütü’’ günümüz için ne ifade ediyor?
Doğan Avcıoğlu’nun ‘’kitle örgütü’’ günümüz için ne ifade ediyor?
Yazan: Musab Akkuç 04.11.2025
Tarihsel bağlamda devrimleri incelediğimizde, en büyük sorunlardan birinin gerçekleştirilen devrimin kazanımlarının nasıl korunacağı ve sürekliliğin nasıl sağlanacağı olduğunu görürüz. Doğan Avcıoğlu, gerçekleşecek olası bir devrimde devrimci iktidarın sürekliliğini güvence altına almak için bir kitle örgütü oluşturmak gerektiğini savunur. Ona göre devrim yalnızca iktidarın el değiştirmesiyle sınırlı değildir; esas mesele, devrimin yarattığı siyasal, kültürel ve sınıfsal dönüşümün kurumsal olarak devam ettirilebilmesidir. Bu bağlamda kitle örgütü, devrimci hükümet ile halk kitleleri arasında aracılık eden, ideolojik sürekliliği sağlayan bir siyasal aygıt olarak tasarlanır.
Avcıoğlu’nun kitle örgütü, biçimsel olarak hükümetten bağımsız olsa da özünde devrimin ideolojik çizgisiyle tam uyum içinde hareket eden bir yapı olarak karşımıza çıkar. Bu örgüt, devrimin “getirdiklerini korumak, desteklemek ve geliştirmek” amacıyla varlığını sürdürür. Dolayısıyla yalnızca bir dayanışma veya tartışma platformu değil, aynı zamanda devrimci iktidarın taban düzeyindeki meşruiyet kaynağıdır. Örgütün bu işlevi, devrimci devlet anlayışıyla da doğrudan ilişkilidir. Avcıoğlu’na göre devletin yapısal olarak devrimci nitelik kazanabilmesi, halkın örgütlü katılımının kurumsallaşmasıyla mümkündür.
Bu düşünce, uluslararası devrimci teori içinde de yankı bulur. Lenin’in öncü parti modeli, devrimin sürekliliğini parti disiplini ve örgütlü bilinç aracılığıyla güvence altına alma çabasını
temsil eder. Mao Zedong’un kitle çizgisi öğretisi benzer biçimde halkın devrim sürecine yalnızca pasif bir destekçi olarak değil, aktif bir özne olarak katılmasını amaçlar. Gramsci’nin kültürel
hegemonya kuramı da burada tamamlayıcı bir yere sahiptir: siyasal iktidarın kalıcılığı yalnızca zor aygıtlarıyla değil, sivil toplumda üretilen rıza mekanizmalarıyla mümkündür. Avcıoğlu’nun kitle örgütü kavrayışı, bu rıza mekanizmalarının etkin kullanımı ve sürekli yeniden üretimi amacını taşır. Ona göre siyasal iktidarın sürekliliği ancak bu yolla mümkün görünür.
Bununla birlikte, bu modelin içerdiği bazı temel problemler de göz ardı edilmemelidir. Kitle örgütünün devrimi koruma amacı, zamanla halkın siyasal özerkliğini sınırlayan bir yapıya dönüşme potansiyeli taşır. Devrimci iktidar ile kitle örgütü arasındaki yakınlık, örgütü halkın eleştirel gücünü temsil eden bir yapı olmaktan çıkarıp, iktidarın ideolojik bir uzantısına dönüştürebilir. Bu durum, özellikle Sovyetler Birliği ve Çin deneyimlerinde görüldüğü üzere, devrimci örgütlenmenin bürokratikleşme yoluyla vasfını kaybetme riskini gösterir.
Bu noktada Avcıoğlu’nun düşüncesi ile çağdaş sivil toplum teorileri arasında bir karşılaştırma yapmak aydınlatıcı olabilir. Günümüzde “kitle örgütü” kavramının yerini, sivil toplum örgütleri
veya sivil inisiyatifler almıştır. Ancak bu modern örgütlenmeler, Avcıoğlu’nun tasavvur ettiği türde bir devrimci süreklilik işlevi değil, daha çok devlet iktidarını denetleyen ve demokratik çoğulculuğu korumayı hedefleyen yapılar olarak varlıklarını sürdürmektedir. Bu dönüşüm, 20. yüzyılın devrimci örgüt modellerinden 21. yüzyılın katılımcı demokrasi anlayışına geçiş sürecinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir.
Bugünden bakıldığında Avcıoğlu’nun kitle örgütü kavrayışı, devrimci hareketlerin tarihsel sürekliliği açısından hâlâ önemli bir teorik referans niteliği taşır. Ancak bu kavram, günümüz
siyasal koşullarında yeniden yorumlanmayı gerektirir. Devrimci süreklilik fikri artık yalnızca iktidarı koruma refleksiyle değil, toplumsal katılımı genişletme ve halkın eleştirel bilincini diri
tutma sorumluluğuyla birlikte ele alınmalıdır. Bu açıdan bakıldığında Avcıoğlu’nun “kitle örgütü”düşüncesi, tarihsel bir deneyimin ürünü olmanın ötesinde, günümüz için de halkın siyasal
özneleşme arayışına ışık tutan bir mirastır.