Çekiç Güç: Huzur Operasyonları
Çekiç Güç: Huzur Operasyonları
Yazan: Ahmet Yılmaz 13.08.2026
Çekiç Güç veya doğru adıyla Huzuru Temin Operasyonları,1991-1996 yılları arasında Körfez Savaşı sonrası Irak’ta ve sınır bölgelerimizde oluşan güvensizlik ortamı sonucu Türkiye’nin ABD,Fransa ve İngiltere ortaklığıyla gerçekleştirdikleri operasyondur ve operasyonun asıl amacı 36. paralelin kuzeyini uçuşa yasak bölge ilan etmekle beraber bölgedeki huzurun “korunmasını” amaçlamaktadır.
Operasyonun arka planı için dönemin Saddam rejimini ele almamız gerekmekte. Saddam’ın bölgedeki kendi çıkarlarını önceleyen ve görece “saldırgan realist” tutumu ABD’nin bölge hakimiyetini zayıflatacak hamleler olarak yorumlanmıştır. Çiçeği burnunda Saddam ve İran rejimleri 1980’de girdikleri ve birbirlerini sadece “yıprattıkları” İran-Irak savaşı sonrası Irak, ekonomik darboğazda kalınca kurtarıcı hamle olara 2 Ağustos 1990’’da yanıbaşındaki Kuveyt’i işgal etmiş ve sonucunda Dünya Petrol Rezervlerinin Yüzde 20’sini elinde bulundurmuştur.
Irak T-72'leri Kuveyt'te, 1990
Gerçekleşen işgal sonucu 7 Ağustos 1990’da BMGK, 662 sayılı kararla Kuveyt’İn işgalinin tanınmadığını belirtmiş ve Irak’a askeri ve iktisadi ambargo kararı alınmıştır. Türkiye, Irak Dışişleri Bakanı Taha Yasin Ramazan’ın ikna ziyaretine rağmen savaşta Kuveyt’in yanında olarak karara destek vermiş ve destekçi ülkelere yönelik 678 sayılı BM Kararnamesi ile 15 Ocak 1991’e kadar işgalin geri çekilmemesi halinde BM üyelerine gereken önlemleri alma yetkisi verilmiştir. Sonuçta BM Genel Kurulu’nun 17 Sayılı genelgesiyle ABD önderliğinde Türkiye’nin de içinde olduğu 42 farklı ülkeden oluşan koalisyon oluşturulmuş ve “çöl fırtınası operasyonu” olarak tanımlanan operasyon 24 Şubat 1991 tarihine kadar sürmüş ve nihayetinde 28 Şubat 1991 tarihinde Irak, BM kararlarına uyacağını deklare ederek Kuveyt’ten çekilmiştir.
Türkiye’nin bölgedeki durumunu analiz için Turgut Özal’ın görece “Pragmatik” dış politikasını yorumlamamız lazım. Özal döneminde bölgeye karşı yakın ilgi duyulmuş ve Soğuk Savaş sonrası Batı bloğunda Türkiye’nin Yeni Dünya Düzeninde öneminin azaldığı “endişesi” ile bölgede Batı bloğuna yakınlaşmış ve bölgedeki karışık konjonktürden etkilenerek politikalarını “Tarihsel Musul-Kerkük sorununun çözümü” ekseninde yorumlamaya başlamıştır. Kısacası Türkiye bölgedeki krizden çeşitli fırsatlar sağlamak adına bölgesel çıkar ve idealist taleplerini sahaya sürmüştür ve SSCB’nin yıkılışı ile tasarlanacak Yeni Dünya Düzenine tarihsel tezleriyle aktör olmak istemiştir.
Çöl Fırtınası Operasyonu'nun ilk hava saldırısı, 1991
Savaş sonrasında artan ayaklanmalar Türkiye için 1988’de İran-Irak arasındaki savaşın bitimine müteakip ortaya çıkan göç sorununun ardından bölücü terör ve göç sorunlarına sebebiyet vermiş ve Türkiye-Irak ilişkileri tamamen bozulmuştur.İlişkilerin bozulması ile beraber Türkiye önemli ticaret partnerlerinden birisi olan Irak’ı kaybetmenin yanı sıra 30 Milyar Dolarlık bir ihracat kaybı yaşamış ve Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı’ nın kapatılmasıyla beraber ülkemiz enerji konusunda sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştır. Irak’ta önemli bir ticaret partnerini kaybetmiş ve elinde bulundurduğu petrolü dışarıya satamamıştır.
1991 yılında gerçekleşen İkinci Körfez Savaşı sonrası Türkiye, 3 Nisan 1991 tarihinde Saddam rejiminin Kürt gruplarla yaşadığı gerilim ve sonrasında oluşan çatışmalar sonucu yaklaşık 220.000 mülteciyi sınırlarında bulmuş ve bölgede süregelen krizin sonlanması için BMGK’ya açık çağrıda bulunmuştur. 5 Nisan 1991 tarihinde BM Genel Kurulu, yayınladığı 688 nolu kararname ile Irak’ta gerçekleşen gerilimi kınamış ve Irak’tan bölgede yaşanan insani krize karşı inisiyatif almasını tebliğ etmiştir.
Saddam'dan kaçan Kürtler, Türkiye'ye göç ediyor, 1991
8 Nisan 1991 tarihinde ABD, İngiltere ve Fransa’da kurulan koalisyonla beraber Huzuru Temin Operasyonu başlatılmış ve Koalisyona bağlı askerler İncirlik ve Pirinçlik dahil olmak üzere ülkemizdeki üsler operasyonun sağlanabilmesi için koalisyon güçleri Türkiye’ye yerleşmiştir.
Operasyonun kırılma anlarından birisi de 32 ve 36. paraleller arasında “uçuşa yasak bölge” ilan edilmesi ve bu doğrultuda ABD’li unsurların bölgeye yerleşmeye başlamasıdır. Kararın sebebi bölgedeki çatışmaların bitirilmesi olsa da arka planda Irak’ı bölgeden uzak tutarak bölgenin kontrolünü mevcut rejimden kopararak bölgeyi yalnızlaştırmaktır.
ABD'nin arka plandaki “gözünün” sebeplerinden birisinin bölgedeki zengin Petrol kaynakları olduğuna şüphe olmasa gerek. Emperyalist devletler, yakın tarih boyunca bölgeyi zengin petrol kaynaklarından dolayı kontrol etmek istemiştir. İlk olarak İngilizler, Lozan Antlaşması sırasında Musul ve Kerkük’ü yanlı bir nüfus sayımı yaparak Türk varlığını inkar etmiş ve 1926 yılında çeşitli diplomatik manevralar ve Şeyh Sait isyanının etkisiyle tarihsel olarak Türk toprağı olan Musul’u ele geçirmiştir.
İncirlik Hava Üssü'nden kalkan bir ABD Silahlı Kuvvetleri'ne ait Boeing E-3 Sentry uçağı, 1 Mayıs 1995.
Harekat sonrası bölgede doğan otorite boşluğu ve o dönemde çeşitli milletvekillerinin açıklamalarına göre bölücü terör örgütü PKK’ya destek verildiğine dair iddialar mevcuttur. Oluşan güç boşluğu sonrası terör örgütü eylemlerini ve terörist sayısını arttırmış ve Irak’ın toprak bütünlüğü verilen sözde kararlarla zarar görmüştür.
Bölücü örgüt, operasyon sırasında geçen sürede oluşan otorite boşluğu sonucu yaklaşık 10.000 militan veya sempatizan kazanmış, yaklaşık 300 köyü fiili olarak sözde kontrol altına almış, bölgede haraç veya yol kesme eylemlerinde bulunmuştur. 1990-1996 arasındaki terör eylemlerinin etkileri göz önüne alındığında tahmini olarak 4.274 güvenlik görevlisi şehit düşmüş ve bölücü örgüt Başbağlar ve Cevizdalı saldırılarını bu aralıkta gerçekleştirmiştir ve jandarma bölgelerinde yaşayan yaklaşık 2.800 bu dönemde sivil hayatını kaybetmiştir.
Türkiye. bölgedeki insani krizin çözülmesi ve sınırlarımızda bulunan mültecilerin evlerine dönebilmesi için BM tarafından alınan karara destek olmuşsa da bazı devletlerin operasyonu yorumlaması kendi çıkarları üzerine kurgulanmıştır ve bilerek veya bilmeyerek bölgede bir “otorite boşluğu” doğmuştur. Artan otorite boşluğu sonucu eli kanlı örgüt, en azılı dönemlerinden birisini geçirmiştir. Ülkemiz her zaman artan terör sorunu ve bölgede oluşabilecek yeni sözde yapılanmalara karşı tepki gösterse de koalisyon ortakları “müttefikerlinin” kırmızı çizgilerini doğrudan veya dolaylı geçecek hamlelerde bulunmuştur.
Kaynakça:
-https://repository.bilkent.edu.tr/server/api/core/bitstreams/3ba6b26b-23eb-4616-89d9-c9f6657e643c/content
-https://www.hrw.org/reports/pdfs/t/turkey/turkey95n.pdf
-https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d19/c025/tbmm19025048.pdf
-https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d19/c020/tbmm19020023.pdf
-https://www.sde.org.tr/mithat-isik/genel/36-paralel-aldatmacasi-kose-yazisi-20778a