Ortanın Solu: CHP’nin İdeolojik Dönüşümü ve Türkiye’de İlk Sosyal Demokrasi Adımları
Ortanın Solu: CHP’nin İdeolojik Dönüşümü ve Türkiye’de İlk Sosyal Demokrasi Adımları
Yazan: Çağatay Efe Altaş 21.08.2026
1965 yılı, Türk siyasal hayatında dönüm noktası olan pek çok seçim yılından bir tanesi olarak bilinir. Süleyman Demirel’in Adalet Partisi ile siyasette parlaması ve İsmet Paşa’ya karşı uyguladığı sert muhalefeti, İnönü’nün kurduğu hükümetlerin birbiri ardınca düşmesi ve Kıbrıs Türklerine yapılan insanlık dışı uygulamalar, 1965 yılını Cumhuriyet Halk Partisi için büyük bir sınav hâline getirmişti.
Bu sebeplerden dolayı Cumhuriyet Halk Partisi, 1965 seçimlerine giderken kendisini siyasi yelpazenin hangi tarafına konumlandıracağına, partinin nasıl bir yol izleyeceğine karar vermek ve kendisine ideolojik bir kimlik kurmak durumundaydı. Bu karar sadece Cumhuriyet Halk Partisinin geleceğini değil, aynı zamanda Türkiye’de sosyal demokrat siyasetin ilk adımlarını da belirleyecekti.
1965’te seçime toplamda altı siyasi parti katıldı. Bunlardan birisi İsmet İnönü başbakanlığında olan Cumhuriyet Halk Partisi’ydi, bir diğeri de İnönü’nün hükümetini düşüren Adalet Partisi’ydi. Adalet Partisi 1964 yılında Ragıp Gümüşpala’nın vefatı ile bir kongre düzenlemek zorunda kalmış ve Gümüşpala’nın yerine Süleyman Demirel getirilmişti. Demirel, İsmet İnönü’nün TBMM’ye sunduğu 1965 bütçe tasarısının reddedilmesini sağlayabilmişti. Adalet Partisi, CHP’nin karşısında adeta demokratların mirasçısı olan merkez sağ bir parti olarak duruyordu. Adalet Partisi ile Alparslan Türkeş’in genel başkanlığını yaptığı aşırı sağcı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ve ‘CHP ile koalisyon yaptığı gerekçesiyle’ CKMP’den ayrılan Osman Bölükbaşı’nın kurduğu sağ görüşlü Millet Partisi vardı. Buna karşın seçime sol/sosyalist görüşlü yalnızca Türkiye İşçi Partisi katılıyordu.
Bu siyasi partiler tablosunda hâlen kendisini politik pusulanın merkezinde konumlayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı İsmet İnönü’nün gazeteci Abdi İpekçi ile yaptığı bir mülakattaki “CHP bünyesi itibarıyla devletçi bir partidir ve bu sıfatla elbette ortanın solunda bir anlayıştadır.” sözleri, hem yeni bir dönemin kapısını aralayacak hem de parti içindeki tarihsel tartışmaları tekrardan gündemine taşıyacaktı.
Darbeden sonra yapılan ilk seçimlerde çoğunluğun oylarını kazanamamış, AP ile koalisyon hükümeti kurmak zorunda kalan CHP, 1965 seçimlerinde 41 yaşındaki Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel ile yarışacaktı. Ragıp Gümüşpala’nın beklenmedik vefatı ile Adalet Partisi genel başkanlığını üstlenen Demirel, başkanlığı alır almaz Meclisteki diğer partilerle anlaşıp İnönü’nün azınlık hükümetini düşürmüştü. Aynı zamanda İsmet İnönü’nün TBMM’de sunduğu 1965 mali yılı bütçe tasarısı da 225 oyla reddedilmişti. Bu oylamanın reddedilmesiyle birlikte İsmet İnönü de hükümetten istifasını verdi. Bu sırada ekonomik sorunlara ek olarak Kıbrıs krizi de derinleşmiş, adada Kıbrıs Türklerine karşı uygulanan şiddet olayları giderek artmıştı. Tüm diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması üzerine Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale kararı da ABD Başkanı Lyndon B. Johnson tarafından durdurulmuştu. Bu dış problemlere ek olarak hükümet içinde huzursuzluk ve iktidar kavgası da körüklenmeye devam ediyordu.
Bütün bu sorunlar sebebiyle siyasi eğilimlerini değiştirecek olan Cumhuriyet Halk Partisi, bu değişime ilk ışığı 14 Aralık 1962'deki Parti Kurultayı'nda yakmıştı. 1962 kurultayında Genel Merkezciler, Gülek-Erim yandaşları ve Üçüncü Dünyacılar olmak üzere üç grup meydana çıkmıştı. Genel Merkezciler; İsmet İnönü’nün safında yer alan geleneksel CHP’lileri kapsarken, eski CHP genel sekreteri Kasım Gülek ve Nihat Erim’in çevresinde toplanan grup da partinin sola kaymasından endişe duyanları temsil ediyordu. Bu kurultaydan zararlı çıkanlar da nitekim onlar olmuştu. Genel Başkan İsmet İnönü; Gülek-Erim yandaşlarını, Talat Aydemir’in darbe girişimlerini örtülü bir şekilde desteklemekle suçlayıp “maceracı gruplarla ilişki kurduğunu” iddia etmişti. Bu iddia üzerine CHP’nin 1962 kurultayından Nihat Erim, Kasım Gülek ve Avni Doğan partiden uzaklaştırılmıştı. Üçüncü Dünyacılar ise partinin sol kanadı olarak bilinen Bülent Ecevit, Turan Güneş ve Muammer Aksoy gibi isimlerin önderlik ettiği genç entelektüellerden oluşuyordu.
Nihat Erim ve Kasım Gülek yanyana, 1961
İsmet İnönü, CHP’nin 1961'den bu yana yaşadığı başarısızlığın çözümünün yeni bir siyasi açılımda olduğunu düşünüyordu. CHP’ye lazım olan yeni siyasi açılımı da gerçekleştirirken, partideki genç isimleri dikkate almak gerektiğini düşünüyordu. Bu sebeple 1962'de yapılan kurultay ile Kemal Satır ve İsmail Rüştü Aksal gibi eski kadrolar arka plana itilirken Turan Güneş, Ali İhsan Göğüş ve Bülent Ecevit gibi partinin genç neferleri öne çıkarılmıştı.
Bülent Ecevit de henüz CHP iktidarı düşmeden, Çalışma Bakanlığında getirdiği yasal düzenlemelerle Cumhuriyet Halk Partisinin yeni siyasi açılımının ilk temellerini atmıştı. Bakanlığı döneminde Bülent Ecevit; 24 Temmuz 1963’te işçilere grev ve protesto hakkı sağlayan Grev ve Lokavt Kanunu'nu çıkarmış, maden işçileri için büyük reformlara imza atmıştı. Aynı zamanda ücretli izin kavramı bu dönemde yine Ecevit tarafından ortaya çıkarılmıştı.
Gelelim siyasi açılımın kabulüne. 16–18 Ekim 1965'te yapılan 17. CHP Parti Kongresinde Ecevit’in grubu İnönü ile uzlaşma içinde ortanın solu programını işledi. Her ne kadar “ortanın solu” kavramını CHP’ye kazandıran ve partideki ideolojik değişime sebep olan siyasetçi İsmet İnönü de olsa, bu kavramı derinlemesine inceleyip sahiplenerek partisine kabul ettirmek için çabalayan kişi de Bülent Ecevit’tir.
17. CHP Parti Kongresi, 1965
Hızlı muhalefeti ve yeni lideriyle birlikte Adalet Partisi, CHP’nin değişen siyasi tavrına Türk siyasetinde hafızalara kazınacak bir seçim kampanyası ile, tarihe geçen bir slogan ile yanıt vermişti: “Ortanın Solu, Moskova Yolu!”
Bu söylem ile Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisini komünizme yeşil ışık yakmakla ve kendisini aşırı sola yönlenmekle itham etmişti. Seçim boyunca bu kampanyalara karşı savaş veren CHP, her kampanyasında kendi görüşleri için “Bizim sol anlayışımızın diğer partilerden farkı demokratik oluşudur.” sözlerini sarf etse de pek başarılı olamamıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi; o yıllarda kendisi için çizilmiş elitist bir ‘devlet partisi’ konumundan çıkıp, partiyi daha sosyal demokrat ve daha kalkınmacı bir çizgiye yerleştirmek için çaba sarf ediyordu. Ortanın solu ile de kent proletaryasını ve son on yılda şehirlere yerleşmiş gecekonduluları odağına alıyordu. Bu yollar yeteri kadar halk nezdinde değer görmemiş olacak ki; 1965 seçimlerinin galibi, Adalet Partisi’nin yeni lideri Süleyman Demirel olmuştu. Şimdi ise Seçim yenilgisi almış CHP’nin İsmet İnönü ile arasındaki siyasi hizip çatışmalarının başlangıcıydı.
Seçim mağlubiyetinden sonra parti içinde Ortanın Solu programını yenilginin kaynağı olarak gören bir grup ortaya çıkmıştı. Bu grup, aynı zamanda Ortanın Solu programına sadece yenilgiye sebep olduğu için değil, İdeolojik olarak da CHP’nin kurucu prensiplerine ters düştüğünü düşündükleri için karşı çıkıyordu. Bu grubun öncülüğünü Turhan Feyzioğlu üstleniyor, pek çok Muhafazakâr CHP’liler tarafından da destekleniyordu.
Bu parti içi muhalefete destek veren isimlerden biri de Atatürk’e en yakın yazar olarak bilinen Falih Rıfkı Atay’dı. Falih Rıfkı Atay, 1970 yılında yazmış olduğu “Bayrak” adlı eserinde “Ortanın Solu çocukları Türkiye’yi bir deneme tahtasına çevirecekler. Krizden krize yuvarlanacağız. Asıl korkuncu, bu programı halk yığınları anlayamayacağı için, partinin Atatürk’ten miras kalması niteliğine yaslanarak seçmenleri pusuya düşürmektir.” sözlerini kullanmıştı.
Feyzioğlu Grubu’nun Ortanın Solu programına karşı çıkmasının, kentli emekçileri odağına alan sosyal demokrat bir program olmasıydı. Sosyal demokrasinin Marksizm çıkışlı bir ideoloji olması ve Türkiye’de Marksizm ve türevi görüşlerin pek hoş karşılanmaması da en büyük dayanaklarından birisiydi. Aynı zamanda Feyzioğlu grubu, CHP’nin Ortanın Solunu sahiplenerek, 1960'lı yılların Türkiye İşçi Partisi ile de kendini rekabete soktuğunu iddia ediyordu. Feyzioğlu Grubu’na göre bu durum, CHP’yi emekçi oyların TİP’e kayışını önlemek için gittikçe sol görüşe kaymak zorunda bırakacaktı.
Falih Rıfkı Atay
Aynı zamanda Bülent Ecevit’in Devletleştirme çağrısı yaparak kurduğu Anti-Emperyalist söylemler Feyzioğlu grubunu rahatsız ediyordu. Grup Başkanvekili Turhan Feyzioğlu, eleştirilerini yaparken İnönü Solculuğunu Ecevit Solculuğundan ayırıyor, Söylemlerini ikinci solculuğa karşı hazırlıyordu.
Bülent Ecevit’in öncülüğündeki diğer grup da bütün bir seçim yenilgisini Ortanın Solu programına yıkmanın doğru olmadığını savunmaktaydı. Ecevit Grubu; Feyzioğlu Grubuna karşın merkez görüşte bir parti olarak kalmaya devam etmenin, Dünya’da ve Türkiye’de değişen politik dengelerin içerisinde kendini geliştirememiş olacağını ve bunun bir unsuru olarak partinin gelecek nesillere taşınamayacağını iddia ediyordu. CHP’nin yapması gerekenin; değişen dengeleri doğru bir şekilde okuyup analiz etmek ve partinin -nereden olursa olsun- en demokratik şekilde seçtiği tarafı temsil etmesi olduğunu söylemektedir.
Bununla birlikte Bülent Ecevit, kafa karışıklıkları ve parti içindeki uzlaşmazlıkları sonlandırmak amacıyla 1966 yılında “Ortanın Solu” adında bir Manifesto kitabı yazmıştır. Kitapta Ortanın Solu programının içeriği ve CHP’deki uygulanışından ve 1965 Seçimlerinden detaylıca bahsetmektedir.
Kitapta Ecevit, Feyzioğlu Grubunun Ortanın Soluna karşı yürüttüğü propaganda için şu sözleri kullanmıştır:
“Bir söz tek başına ne seçim kazandırır ne de seçim kaybettirir. Fakat bir sözden dönmek bir partiye çok şey kaybettirebilir.”
- Bülent Ecevit
CHP Lideri İsmet İnönü’nün parti içinde bloklaşan bu iki gruptan birine destek vermesi, parti içindeki tartışmaları sonlandırması gerektiği düşünülüyordu. Nitekim İsmet İnönü, bu iki blok arasından Ecevit Grubunu ve Ortanın Solu programını destekledi. 18 Ekim 1966 yılında yapılan CHP Kurultayında Turhan Feyzioğlu grubundan Kemal Satır Genel Sekreterlik görevinden alınmış, Mevkisi Bülent Ecevit’e devredilmişti. Bülent Ecevit’in Mevkisi ne kendisinin ne de Feyzioğlu Grubu'nun sağlayamadığı çoğunluk sebebiyle endişe veren bir mevkiiydi. Ancak Ecevit’in Genel Sekreterlik haricindeki bir yetkiyi kabul etmeyeceğini söylemesi üzerine İnönü, Ecevit’in yanında durdu. Genel Sekreterliğe Ecevit, Genel Başkanlığa da yeniden İsmet İnönü seçilmişti. Bu kurultay ile Ortanın Solu gittikçe genişletilmiş, Toprak Reformu benimsenmiştir. 1967 yılında ise Turhan Feyzioğlu ve arkadaşları partiden istifa ederek Cumhuriyetçi Güven Partisi’ni kurdular. Girdikleri üç seçimde de yüzde %7’nin altında oy alıp 12 Eylül darbesiyle faaliyetlerine son verdiler.
Turhan Feyzioğlu
Bülent Ecevit’in Ortanın Solu kitabı; “Bu, bir bilim eseri değildir. Bu, bir insanlık anlayışının ve o insanlık anlayışına dayanan bir siyasal davranışın açıklanması ve gerekçesidir.” diyerek başlıyor.
Kitapta ilk olarak Ortanın Solu tabiatını ve insanın o tabiata ait bir kişi olup olmadığını inceliyor:
“Yeryüzünde ekecek veya yetecek toprağı olmadığı için, yerin yüzlerce metre altında, varlıklı kişilerin bir öğün yemekte verdikleri bahşiş kadar paraya çalışan, ve pek azı emeklilik aylığı alabilecek kadar yaşayan maden işçilerinin ıstırabını, sobanıza her kömür atışta duyabiliyor; ve -onlar size oy vermeseler de- onların ıstırabını azaltabilmek, onların yaşantısına biraz ışık katabilmek, onları insanca yaşama olanağına kavuşturabilmek için uğraşmağa kendinizi ödevli sayabiliyorsanız, ortanın solu tabiatında bir insansınız demektir.”
Devamında da “Sosyal yardım, insanca duygulardan doğduğu yerde asil bir çabadır. Ama asıl gerekli olan, sosyal yardıma ihtiyaç duyurmayacak bir sosyal güvenlik ve sosyal adalet düzeni kurmaktır” diyor.
Devamında Türkiye’deki politik yelpazeden bahsediyor. Yelpaze sırasıyla; aşırı sağ, ortanın sağı, orta (Merkez), ortanın solu ve aşırı sol olarak beş bölmeye ayrılıp tek tek açıklanıyor. Ecevit kitabında aşırı sağcıları gericilikle itham ediyor, memleketi eskiye olan özlemlerinden dolayı sürekli geriye doğru çektiklerini iddia ediyor. Bu görüşe de değişen toplum çağında ilerlemektense gerilemenin gereksiz ve zaman kaybı olduğunu söyleyerek karşı çıkıyor.
“Böyleleri çoklukla demokrasiden huzursuzluk duyarlar. Demokrasiyi ancak özledikleri düzeni yeniden kurmayı kolaylaştırdığı ölçü ve biçimde isterler; ve ellerine fırsat geçince demokrasiyi sona erdirirler”
Ortanın Sağı için ‘tutucu’ kelimesini kullanıyor, toplum yapısında gerçekleşecek değişiklikler olmasından ürktüklerini söyleyerek muhafazakâr olduklarını iddia ediyor.
“Toplumu bulunduğu noktadan daha geriye çekmeye çalışmadıkları için, aşırı sağdakilerden bir adım ileri sayılırlar. Fakat yeniliklere karşı onlar da aşırı sağdakiler kadar, gericiler kadar direnirler.”
Merkez ideolojinin yerinde saymaktan farksız olduğunu, değişen dengelerin doğru takip edilememesini ve bir bakıma aşırı sağın eski özlemine de benzer yaklaşımda bulunduklarını iddia ediyor.
Aşırı sola baktığımız zamanda da dışarıdan Özgürlükçü söylemlere sahip olsa da aslında tamamen Demokrasiyle ayrışan bir diktatörlük rejiminden farksız olduğunu savunmaktadır. Dogmalara ve katı doktrinlere bağlı kalan aşırı solu, Ortanın Solundan birçok noktada ayrı ve uzak tutmakta ve bunu kitapta uzun uzadıya savunmaktadır.
En sonda da Ecevit, ortanın solunu örneklerle pekiştirerek açıklıyor. Kavramı hümanist, halkçı, sosyal adaletçi ve sosyal güvenlikçi, ilerici, devrimci ve reformcu olarak tanımlıyor. Devletçilikten bahsederken “Devletçiliğimiz halkı gözeticidir. Halkı devletin hizmetinde değil, devleti halkın hizmetinde sayıcıdır.” diyor.
Kitabı incelediğimizde CHP’nin sahiplendiği ortanın solunu, aşırı soldan ayıran en büyük faktörün; her toplumun özelliklerine göre değişebilecek ölçü ve sınırlar içinde olan teşebbüs özgürlüğüne, mülkiyet ve miras haklarına yer vermesiyle ayırt edebiliyoruz. Teşebbüs özgürlüğüne yer verdiği gibi aynı zamanda devletten de servetten de gelebilecek her türlü diktatörlüğe karşı olduğunu da görüyoruz.
Ecevit’e göre ortanın solu, her şeyden evvel demokratik bir anlayışa hizmet etmektedir. Yurt içinde sonuna kadar özgür düşünceyi ve bu düşünceleri özgürce dile getirebilmeyi toplumsal gelişimin vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul etmektedir. Merkezinde insan olan hümanist bir yaklaşıma sahiptir. Aynı zamanda kişinin haklarını ve özgürlüklerini koruyan bir düzenin sahibidir. Böylelikle Ortanın Solu, siyasal yaşamda eşitlikten ve bireysel özgürlüklerden yana olan bir anlayıştır. Kitabından alıntılar yapmak gerekirse:
“Yalnız Atatürk Devrimlerini benimsemek, yalnız Atatürk devrimlerinde birleşmek, Atatürk’ün devrimciliğinden ayrılmak olur.”
“Tıpkı aşırı sağdakiler gibi aşırı soldakiler de demokrasiye, ancak kendi amaçlarına yararlı olduğu sürece, o ölçü ve biçimde ve kendi sistemlerinin sınırı içinde razı olurlar. “
Sonuç olarak Ortanın Solu hareketi, sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçim kampanyası olarak kalan bir slogan değil; partinin ideolojik kimliğini yeniden tanımlaması ve kendi içinde değişime gitme girişimiydi. Bu değişim de büyük ölçüde İsmet İnönü ve onun önünü açtığı Bülent Ecevit’in öncülüğündeki genç kadrolar tarafından üstlendi. Partinin genç entelektüel isimleri, Türkiye’de değişen yapıyı okuyarak CHP’yi bir bürokrasi partisi olmaktan çıkarabildi.
Ortanın solu, birçok kişiye göre CHP’ye 1965 seçimlerini kaybettirmiş olsa da Türkiye’ye kurumsallaşmış bir sosyal demokrasi anlayışı ve ardından gelen toprak reformu, kalkınmacılık ve emeğin korunması gibi başlıklar kazandırmıştır.
Aradan geçen onca yıla rağmen Cumhuriyet Halk Partisi’nin ideolojik yönü tartışılırken hala “Ortanın Solu”, “Sosyal Demokrasi” veya “Demokratik Sol” gibi kavramların dillendirilmesi, bu açılımın kendisinden sonraki kuşakları da etkileyen bir kavram olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle Ortanın Solu, yalnızca bir dönemin propagandası olarak kalmamış; Türkiye’de sosyal demokrat düşüncenin belirleyici taşlarından biri olmuş ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin ideolojik kimliği olarak kendini korumuştur.