Çin Nasıl Başardı?
Çin Nasıl Başardı?
Yazan: Melis İlkmen 20.08.2026
Son hanedan dönemindeki Çin imparatorluğu sınırlarını ve komşularını gösteren harita. Batılı ülkelere kiralanan kıyı bölgeleri ticari imtiyazların bir göstergesi olmuştur, 1910
20. yüzyılın başında, tıpkı dönemin diğer yıkılmakta olan imparatorluk ve krallıkları gibi Çin İmparatorluğu da savaşlar ve iç isyanlarla boğuşuyordu. İktidardaki son hanedanlık olan Qing Hanedanlığı yozlaşmış, halk ise ağır vergiler altında eziliyordu. Ödenemeyen savaş tazminatları karşısında ülkenin ekonomik bağımsızlığı Batılı devletler tarafından tehdit ediliyordu. Batılı ülkelerin Çin üzerinde ekonomik ve siyasi ayrıcalık elde etme isteği, ülkeyi adeta açık bir pazara dönüştürmüş, Batılı ürünlerle rekabet edemeyen küçük işletmelerin kapanmasına ve Çin ekonomisinde cari açığa yol açmıştı. Bu tabloya Japonya'nın emperyalist hedefleri de eklenince, zayıflayan imparatorluk kısa sürede Asya'nın “hasta adam”ına dönüşmüştür.
Hürriyet fikirlerinden etkilenen devrimcilerin 1911'de başlattığı ayaklanma bu gidişata son vermiş ve Sun Yat Sen öncülüğünde Cumhuriyet kurulmuştur. Meclisin kurulmasıyla çok partili hayata geçiş başlamış; Sun Yat Sen'in kurduğu milli parti “Guomindang” (GMD) Çin siyasi hayatına adım atmıştır. Ancak iç karışıklık son bulmamış, ülkede iktidar mücadelesi sürmüş ve siyasi birlik bir türlü tesis edilememiştir.
Çin anakarasında otorite boşluğunu doldurmaya çalışan savaş ağaları haritası. Merkezi Hükümetin çöküşünden sonra komutanlar ve klikler bölgelere ayrılmışlar, koalisyonlar kurmuşlar ve birbirleriyle savaşmışlardır. 1900-1949
Yaklaşık 9 milyon km²'lik devasa bir alana yayılan ve bünyesinde 56 farklı etnik grubu barındıran Çin'i bütün hâlinde tutmak, sıkı bir kontrol yapılanması gerektiriyordu. Özellikle imparatorluk döneminden kalma özerk bölgeler ve bölgesel hakimiyet alanlarına sahip savaş ağaları düşünüldüğünde. Bu yapılanmayı bir anlamda sonradan Çin Komünist Partisi (ÇKP) sağlayacaktı: Guomindang'ın savaş ağalarına ve Japonya’ya karşı etkili bir politika izleyememesi karşısında ÇKP, dağlarda ve kırsal bölgelerde halkı örgütlemeye başlamıştır.
Rusya'daki 1917 Devrimi'nin Çin'e ulaşmasıyla Marksist ideoloji öğrenciler, işçiler ve aydınlar arasında yaygınlaşmaya başlamıştır. Bolşevizm'den etkilenen bir grup, Li Dazhao öncülüğünde Çin Komünist Partisi'ni kurmuştur. Sun Yat Sen'in mirasını devralan Chiang Kai Shek öncülüğündeki Guomindang ile ÇKP arasındaki rekabet günden güne artmış; tutuklamalar ve idamlarla süreç kanlı bir boyuta evrilmiştir. Mao'nun köylü ihtilali ve etkili gerilla savaşı taktikleriyle Guomindang'a karşı halk desteğini kazanmasıyla Çin iç savaşının galibi ÇKP olmuştur.
1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti kurulmuş ve ekonomik iyileşme dönemi başlamıştır. Uzun yıllar tesis edilemeyen siyasi birlik ve savaşlardan sonra hızlı ve etkili politikalarla kalkınma planları yürürlüğe konulmuştur. 1950 yılında imzalanan Çin-Sovyet Dostluk ve Karşılıklı Yardım Antlaşması ile iki komünist devlet arasındaki ittifak bir üst noktaya taşınmış; SSCB ülkede birçok yeni yatırım projesini üstlenmiştir. Başkan Mao, dış politika ve ekonomik kalkınmada Sovyetleri örnek alan bir model benimsemiş ve bu model 1949-52 yılları arasında uygulanmıştır.
Bu dönemde Çin üretimi artırırken üretim araçlarını halkın mülkiyetine bırakmıştır. Toprak ağalarına bağlı araziler köylülere dağıtılmış ve Çin'in ekonomik durumunda önemli bir iyileşme kaydedilmiştir. Köylüler, esnaf ve zanaatkârlar kooperatifler etrafında örgütlenmiş; sosyalist devlet sektörü ulusal ekonomiyi yönlendirmiştir. Kalkınmaya yönelik Birinci Beş Yıllık Plan (1953-57) planlanandan önce tamamlanmış ve Çin, tam sanayileşme için gerekli altyapıyı kurmaya başlamıştır. Otomobil, uçak, ağır makine, elektrik üretimi, metalürjik ve madencilik donanımı, yüksek kaliteli alaşımlı çelik ve demir dışı metaller üretilmeye başlanmıştır. Çelik üretimi 1,35 milyar tondan 5,35 milyar tona, pik demir üretimi 1,93 milyar tondan 5,94 milyar tona, kömür çıkarımı ise 66 milyon tondan 130 milyon tona çıkarılmıştır.
Çin-Sovyet Dostluk, İttifak ve Karşılıklı Yardım Anlaşması şerefine yapılan kutlamalarda kullanılan propaganda afişi, 1950
Kuruluşundan itibaren Çin Halk Cumhuriyeti, ekonomik ve sosyal atılımlarla ABD ve Batı ülkeleri seviyesine çıkmayı amaçlamış ve bu hamleleri devlet eliyle, devlet kontrolünde gerçekleştirmiştir. 1957'den 1966'daki Kültür Devrimi'ne kadar geçen on yıl, Çin'in geniş çaplı sosyalist yapılanmayı başlattığı dönem olmuştur. Ulusal gelir yüzde 58 oranında artmış; kömür, çelik, ham petrol, elektrik ve metal işleme tezgâhları gibi sınai ürünlerin imalatı on kata kadar yükselmiştir. Bilimsel ve Teknolojik Kalkınma Planı (1956-67) planlanandan beş yıl önce tamamlanmıştır. Özellikle atom enerjisi, jet teknolojisi, bilgisayarlar, yarı iletkenler ve otomatik kumanda alanlarındaki çalışmalar hızla ilerlemiştir. Ülke ekonomisi 1957-59 yılları arasında yüzde 32 oranında büyüme göstermiştir.
Lider Mao, İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda ulaşılması güç hedefler benimsemiştir. Büyük İleri Atılım kampanyasıyla köylülüğe dayanan ekonomiyi hızla sanayileştirmeyi, diğer ülkelerin on yıllarca süren ekonomik ilerlemesini yalnızca birkaç yılda gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. Ağır sanayide ilerlemeyi öncelik hâline getiren Mao, çelik üretimini bu girişimin kilit unsuru olarak görmüş; bu hedefe ulaşmak için on milyonlarca köylüye, tarlalarda çalışmak yerine demir cevheri ve kireçtaşı yatakları çıkarmaları, metal eritmeleri dayatılmıştır. Tarım komünleri, Çin'in gıda enerjisinin yüzde 80'inden fazlasının kaynağı olan tahıl ekimi için daha az arazi kullanmaya başlamıştır.
Sonuç 1959 baharında yaşanan büyük bir kıtlık olmuş; girişim 1959-61 yılları arasında milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanmıştır. Hükümet ise kıtlıkla mücadele için gıda yardımı sağlamak yerine köylüleri komünlerde çalışmaya ve gıda üretimine devam etmeye zorlamıştır. Bu süreç 1961'de gıda ithalatına başlanana dek sürmüştür. Endüstriyel kalkınma için çok fırsat kaybedildiği düşüncesiyle sanayileşmeyi daha radikal biçimde gerçekleştirme hedefi köylülerin üzerinde çok ağır bir etki bırakmıştır. Yine de bu dönemde petrol üretimine başlanması, ilk yerli otomobilin üretilmesi ve uzay araştırmalarının başlaması gibi kazanımlar da olmuştur.
Kültür Devrimi sırasında Başkan Mao Zedong'u öven birçok propaganda afişinden biri.
1953'te Sovyet lider Stalin'in ölümünün ardından Çin-Sovyet ilişkileri bozulmaya başlamıştır. İktidara geldiği ilk yıllarda Sovyetlere yaslanan bir politika izleyen ÇKP, bunun uzun soluklu olmayacağını anlayarak zamanla bağımsız bir dış politika belirleme yoluna gitmiştir. 1955'te Afrika ve Asya'dan 29 ülke bir araya gelerek “Bağlantısızlar Hareketi”nin ilk adımlarını atmıştır. Bu hareketin ortak paydası, yüzyıllarca Batılı ülkelerin sömürüsü altında kalan ülkelerin yeni bir alternatif oluşturma arayışıydı. Sovyetlerden sıyrılarak kendi politikalarını oluşturmaya çalışan Çin Halk Cumhuriyeti, bu ülkelerle ekonomik ve siyasi anlaşmalar yaparak barışçıl bir dış politika çizgisi izlemiştir. Bu süreçte Marksist ve Leninist politikalardan uzaklaşılmış, ancak sosyalizmin uygulanmasına devam edilmiştir. SSCB'de başa gelen Nikita Kruşçev'in sosyalizmden uzaklaşan politikaları ise Çin'i sosyalizmin yeni savunucusu hâline getirmiştir. Kruşçev'in Stalin'i kınaması ve Sovyetler Birliği içinde yaptığı dönüşümler, Çin'deki Mao muhalifi komünistlere de ilham vermiş ve partide çatlak sesler çıkmaya başlamıştır.
Çin Halk Cumhuriyeti, Kültür Devrimi yıllarından itibaren üçüncü dünya ülkeleriyle işbirliğini artırmaya yönelmiştir. Çin'in ileriki yıllarda benimseyeceği çok yönlü, pragmatist ekonomik çizginin temelleri de bu dönemde atılmaya başlanmıştır. Komünist Parti, 1966'da başlattığı Kültür Devrimi ile devlet kurumları ve ÇKP içindeki burjuva yanlısı, revizyonist unsurlarla mücadele etmeyi amaçlamış; hareketin başrollerine öğrenciler seçilmiştir. Kızıl Muhafızlar adı verilen radikal gençlik grupları okulları, üniversiteleri ve kültürel kurumları hedef almış, ÇKP içinde birçok tasfiye gerçekleşmiştir. Ancak öğrencilerin karıştığı şiddet olayları ülkenin sosyal dokusunda hem tahribata yol açmış, hem de ülkeyi ekonomik iflasa da sürüklemiştir. Mayıs 1966 ile Ekim 1976 arasında süren Kültür Devrimi boyunca ulusal gelirde 500 milyar yuan tutarında kayıp meydana geldiği tahmin edilmektedir.
Buna rağmen halkın büyük gayreti bir ölçüde ekonomik gelişmeyi artırmıştır. 1952-1970 arası dönemde Çin ekonomisi inişli çıkışlı bir seyir izlemiş olsa da, hem millî gelirde hem de kişi başı gelir endeksinde dört kat oranında bir büyüme gerçekleşmiştir. Hububat rekoltesi yüzde 34 artmış; sanayi, ulaşım, sermaye yatırımları, bilim ve teknoloji alanlarında gelişmeler kaydedilmiştir.
1970'ten sonra, Kültür Devrimi'nin getirdiği izolasyondan kurtulmak isteyen Çin Halk Cumhuriyeti dünyaya açılmaya başlamıştır. Bu süreçte ABD ve Japonya ile siyasi ve ekonomik ilişkiler kurulmuştur. Aynı dönemde devlet merkezli ekonomik sistemden ademi-merkeziyetçi bir yapıya geçilmiş, yerel yönetimlerin yetki ve olanakları artırılmış, merkezi hükümetin yönetimindeki şirketlerin önemli bir bölümü yerel yönetimlere devredilmiştir.
Çok boyutlu bir politika benimseyen Çin, ABD ile ilişkilerini geliştirme yoluna gitmiştir. ABD Başkanı Nixon'ın 1972'de Pekin'i ziyaretinin ardından imzalanan Şangay Anlaşması ile iki ülke arasında ilk kez stratejik bir birliktelik kurulmuştur. ABD ve Çin arasındaki ilk resmi ilişkilerin kurulmasında rol oynayan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Şangay Anlaşması'nı “ABD-ÇHC ilişkilerinin yol haritası” olarak adlandırmış ve her iki ülkenin Sovyet karşıtı stratejisini dile getirmiştir.
Mao'nun 1976'daki ölümünün ardından ÇKP içindeki revizyonist ve anti-revizyonist klikler arasında bir iktidar mücadelesi başlamıştır. Kültür Devrimi ile tasfiye edilmek istenen revizyonist klik, Mao'nun yolunu takip eden anti-revizyonistlere baskın çıkmış ve piyasa ekonomisi yanlısı pragmatist lider Deng Xiaoping yönetimin başına geçmiştir. Deng Xiaoping'in 1978'de başlattığı reformlarla ülke ekonomisi yeniden şekillenmeye başlamıştır. Kendi kendine yeterliliği amaçlayan dışa kapalı ekonomi modelinden vazgeçilmiş, sosyalist piyasa ekonomisi temelli reform ve dışa açılma adımlarıyla canlı bir piyasa ekonomisine geçiş yapılmıştır.
Reformlarla yıllarca devlet kontrolünde bulunan tarımsal üretim köylülerin sorumluluğuna verilmiştir. Köylülere kendi tarlalarını ekme hakkı tanınması yaşam standartlarının yükselmesine, gıda sıkıntısının azalmasına ve uzun vadede tarımsal üretimin büyük ölçüde artmasına yol açmıştır. Aşırı merkezi planlamanın yeterli verimliliği sağlayamadığı kanaatine varan Çin Halk Cumhuriyeti Merkez Komitesi, bu verimsizliği tersine çevirmeyi amaçlamıştır. Sanayi sektöründe faaliyet gösteren şirketler merkezi hükümetin denetim ve kontrolünden çıkarılmış, fabrika sahiplerine kendi üretim seviyelerini belirleme hakkı tanınarak devletin planlama ve gelişimdeki payının azaltılması hedeflenmiştir. Reformun amacının komünizmi terk etmek değil, onu daha iyi hâle getirmek olduğu vurgulanmıştır. Pekin yönetimi stratejik açıdan önemli şirketlerin sahibi olmayı sürdürmüştür. Örneğin ülkenin üç büyük enerji şirketi olan PetroChina, Sinopec ve China National Offshore Oil Corporation hâlâ hükümetin kontrolü altındadır. Hükümet ayrıca kendi mülkiyetindeki şirketleri yüksek öncelikli projelere yönlendirmektedir. Bu nedenle Çin'in hem piyasa hem de komuta ekonomisi unsurlarını birleştiren karma bir ekonomi modeli, diğer bir ifadeyle sosyalist piyasa ekonomisi izlediğini söylemek mümkündür.
Dünya Bankası, 1978 yılında Çin ekonomisinin 149,5 milyar dolarlık büyüklüğe sahip olduğunu açıklamıştır. Aynı yıl Çin'in Asya'daki en büyük rakibi Japonya 1 trilyon dolar, ABD ise 2,4 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe ulaşmıştır.
1980 yılından itibaren Shenzhen ve Xiamen gibi liman kentleri özel ekonomik bölge statüsüne alınmış, bu sayede yabancı şirketlere vergi muafiyeti ve indirimleri uygulanarak dışarıdan yatırımcı çekmek amaçlanmıştır. 1978'den 1988'e kadarki ilk on yılda Çin, Britanya tarihinde iki-üç yüz yıl süren kırsal endüstriyel gelişmeyi başarıyla uygulamış, ilkel sanayileşme yoluna girilerek çok sayıda köy-kasaba işletmesi yaratılmıştır. Bu işletmeler özel mülkiyet değil, ortak mülkiyet esasına dayanıyordu. Bu on yılda GSYİH yaklaşık 14 kat büyümüş, bu işletmelerin GSYİH içindeki payı yüzde 14'ten yüzde 50'ye yükselmiştir.
1988'den 1998'e kadarki ikinci on yılda Çin, ilkel sanayileşme temelinde ilk sanayi devrimini başlatmıştır. Bu, günlük tüketim mallarının büyük miktarlarda üretimi ve ihracatında bir devrimdi. Bu dönemde Çin'in kırsal ve kentsel bölgelerinde yoğun üretim yapan fabrikalar ortaya çıkmıştır. Sanayi kazancının artması milyonlarca Çin köylüsünü büyük şehirlere çekmiştir. Tarihi boyunca köylü bir ülke olan Çin büyük bir hızla şehirleşmiştir. Kentlerde yaşayan Çin vatandaşlarının oranı 1978'de yüzde 17,92 iken 2011'de yüzde 51,27'ye çıkmıştır. Çin'de yaşanan köyden kente göç, tarihteki en hızlı ve en büyük kitlesel göç hareketi olarak değerlendirilmektedir.
Batı'daki milyonlarca imalat işi Çin'in kıyı bölgelerindeki yeni fabrikalara devredilmiş ve göçmen işçiler kitleler hâlinde bu bölgelere akmaya başlamıştır. Bu sayede teknik bilgi de Çin'e aktarılmış oldu ve bu, ileriki yıllarda Çin'in üretim altyapısının önemli bir parçasını oluşturmuştur. İç ve uluslararası pazarların ihtiyaçlarını karşılamak için büyük miktarlarda hafif sanayi ürünü üretilmiştir. Ancak son teknoloji üretim araçları esas olarak ithalata dayanıyordu. Bu dönemde Çin dünyanın en büyük tekstil ürünleri ihracatçısı hâline gelmiş, hafif sanayi ürünlerinin en büyük pazarı olan tekstil sanayisini ele geçirerek ilk sanayi devriminin en üst seviyelerine ulaşmıştır.
Ekonomik reformların ardından Çin, 30 yıl boyunca ortalama yüzde 10 büyüme oranıyla dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomisi olmuştur. 2018 yılına kadar toplam 800 milyon insan yoksulluktan kurtulmuştur. Ancak Deng Xiaoping öncülüğündeki bu ekonomik büyüme, ekonomide devlet kontrolünü hafifleten bir politikayla sınırlı kalmış ve siyasi arenaya yansımamıştır. ÇKP'nin değişim isteyen yüzbinlerce öğrenci ve aktiviste yanıtı, 1989 yılında Tiananmen Meydanı'na tanklarla girerek olayları çok sert biçimde bastırmak olmuştur. Böylece Çin Halk Cumhuriyeti'nin Soğuk Savaş sonrası döneme otoriter tek parti yönetimiyle devam edeceği anlaşılmıştır.
Pekin'in önde gelen üniversitelerinden öğrenciler, ÇKP Genel Sekreteri ve siyasi reformcu Hu Yaobang'ın ölümünü Tiananmen Meydanı'nda anarak demokrasi talebiyle bir protesto dalgası başlattılar, 1989
1990'lardan itibaren Çin daha hızlı büyümeye başlamıştır. Deng Xiaoping'ten sonra hükümetin başına geçen Jiang Zemin öncülüğünde 1997'de Çin'in Hong Kong'la bütünleşmesi ve Çin'in 2001'de Dünya Ticaret Örgütü'ne katılması, yabancı şirketlerin Çin pazarına erişimini kolaylaştırmış ve ticari faaliyetlerini nispeten güvence altına almıştır. ithalatta gümrük tarifeleri azaltılmış, yabancı yatırımlara daha çekici bir iş ortamı sunulmuştur. Bu türde düzenlemeler, Çin'in ekonomik reform ve kalkınma süreçlerine katkıda bulunduğu gibi hukukun üstünlüğü kuralının yerleşmesine de imkân tanımıştır. Sonuç olarak ülke ekonomisi yabancıların artan ilgisi ve yatırımlarıyla zenginleşmiş, devlet eliyle hızla liberalleşen bir ekonomi ortaya çıkmıştır.
Çin'in küresel serbest piyasa ekonomisine entegre olmasını sağlayan DTÖ’ye katılım protokolü imzalanıyor, 2001
2004 yılında 1.648 milyar dolarlık yurtiçi hasılaya ulaşan ekonominin yönetimi uluslararası otoritelerce başarılı bulunmuş ve 2005 sonrası için beklenen büyüme yıllık ortalama yüzde 8 olarak açıklanmıştır. Parti yönetimi, Çin'in “orta gelir tuzağı”na düşmesinden çekiniyordu. Çin'in sadece ucuz üretim yerine, ilk kez 2010'da resmi olarak kullanılan bir terim olan “stratejik gelişmekte olan endüstriler” bulması gerekiyordu. Çin'in liderleri elektrikli araçlar ve güneş panelleri gibi yeşil teknoloji alanına büyük kaynak aktarmıştır. Bugün Çin sadece yenilenebilir enerji ve elektrikli araçlarda tartışmasız dünya lideri olmakla kalmıyor, aynı zamanda bunları inşa etmek için gereken nadir toprak tedarik zincirleri üzerinde de neredeyse tekel konumundadır. Çip yapımı ve yapay zeka için çok önemli olan bu kilit kaynaklar üzerindeki hâkimiyeti, Çin'i küresel olarak güçlü bir konuma getirmiştir.
1998'den günümüze kadar olan dönemde Çin, altyapı iyileştirmeleri ve yüksek hızlı demiryolu ağı sayesinde ikinci sanayi devrimini başarıyla başlatmış ve hâlâ bu yolda ilerlemektedir. İlk sanayi devriminin yarattığı enerji-güç-taşımacılık alanındaki büyük talebi ve yüksek toplumsal tasarrufları kullanan Çin hükümeti, enerji, güç, taşımacılık ve iletişim gibi sorunların üstesinden gelmeye başlamıştır. Bu devrim, ağır sanayide metalurji, çelik, mineraller, makine-ekipman, hassas aletler ve kimyasal malzemelerin büyük ölçekli üretimidir. Makine-ekipman, ara ürün ve araç pazarının hızla büyümesi nedeniyle kömür, çelik, çimento, kimyasal fiber ve diğer ürünlerin üretimi ve teknolojisi de zirveye ulaşmıştır. Bu dönemde dört milyon kilometreden fazla modern otoyol tamamlanarak trafiğe açılmıştır.
Çin'in dünyanın en büyük ticaret ülkesi hâline gelmesinin ardından ülke, yıllarca ihracata bağımlı büyümeyi tüketim odaklı büyümeye kaydırma çabası içine girmiştir. Bu süreçte küresel talebin yumuşaması ve ABD ile süregelen ticaret savaşı gibi yeni zorluklarla karşılaşmıştır. Demografik değişimler ve yaşlanan nüfus da ülkenin ekonomik görünümünü bulutlandırmaktadır. Ancak büyüme oranı yüzde 5-6 arasına düşse bile Çin hâlâ dünyanın en güçlü ekonomik güçlerinden biri konumundadır.
Deng Xiaoping ile aynı kanadın temsilcilerinden biri olan Xi Jinping, 2012'de Parti Genel Sekreteri, 2013'te ise Devlet Başkanı seçilmiştir. Başkan Xi Jinping, yönetime geldiği ilk beş yıl içinde muazzam ölçüde güçlenmiş, Parti'nin liderlik yapısı içinde öne çıkmıştır. Yolsuzlukla mücadele ve silahlı kuvvetlerde reform gibi girişimlerle Parti'yi değerlerine döndürme hususlarında önemli yol kat etmiştir.
ÇHC 70. Kuruluş Yıldönümü kutlamaları. Etkinlik ülkenin en büyük töreni olarak kabul ediliyor, 2019
Xi Jinping tarafından 2017'de resmen tanıtılan “yüksek nitelikli kalkınma” hamlesi, Beş Yıllık Planların odağına yerleşmiş durumdadır. ABD'nin teknoloji alanındaki hâkimiyetine meydan okumak ve Çin'i sektörde ön plana çıkarmak öncelikli hedef hâline gelmiştir. TikTok, telekomünikasyon devi Huawei ve yapay zekâ modeli DeepSeek gibi belirli alanlardaki başarıları Çin'in bu yüzyılda yaşadığı teknolojik patlamanın birer kanıtı niteliğindedir. Nitekim 2000 yılından bu yana hizmet sektörü, Çin'in GSYİH'sinde yüzde 8'lik bir büyümeye ulaşmasını sağlamıştır.
Kuşak ve Yol Girişimi, 2013 sonrasında Çin sermayesinin dünyaya hızla yayılmasına olanak tanımıştır. Çinli firmalar, ülkelerinin dünya iktisadi sisteminin bir parçası hâline gelmesinden yararlanarak Orta Asya, Güneydoğu Asya, Afrika, Latin Amerika, Kafkasya, hatta Batı Avrupa gibi projenin doğrudan parçası olmayan bölgelerde bile büyük yatırımlara girişmiştir. Girişim; esas olarak demiryolu, kara yolu, petrol ve doğal gaz boru hatları gibi ulaştırma inşaatlarına dayanan, Çin'in öncü olmakla birlikte hatların geçeceği ülkelerin de katılacağı kolektif bir girişim olarak tanımlanmaktadır. Amaç, kıta boyunca mal akışının mümkün olduğunca az engelle hızla gerçekleşmesini sağlamaktır.
Bu “Çin-Orta Asya-Batı Asya Ekonomik Koridoru” olarak geçen Orta Koridor'un dışında, Kuşak-Yol kapsamında Rusya üzerinden geçen “Yeni Avrasya Kara Köprüsü”, “Çin-Moğolistan-Rusya Ekonomik Koridoru”, Çin'i Güneydoğu Asya'ya bağlayan “Çin-Hindiçin Yarımadası Ekonomik Koridoru”, Çin'i Gwadar limanı aracılığıyla Basra Körfezi'nin ağzındaki Umman Denizi'ne bağlayan “Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru” ve “Çin-Bangladeş-Hindistan Ekonomik Koridoru” gibi hatlar da bulunmaktadır.
Çin, Kuşak-Yol'u “Çin'in Marshall Planı” olarak değerlendiren Batılı analizcilere karşı, bunun bir Çin projesi değil, Çin'in öncü olduğu kolektif bir girişim olduğunu savunmaktadır. Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında inşa edilecek demiryolları, otoyollar, petrol ve doğal gaz boru hatları gibi altyapı yatırımlarının finanse edilmesi için 2016'da 57 ülkenin katılımıyla Asya Altyapı Yatırım Bankası kurulmuştur. Asya Altyapı Yatırım Bankası Çin'in Dünya Bankası olarak görülmektedir. Çin, banka sermayesinin yüzde 32'sine ve oy hakkının da yüzde 30'una sahiptir. Çin böylece Dünya Bankası'ndan ayrılmadan, Asya Kalkınma Bankası'ndan da kopmadan Pekin merkezli yeni bir finans sisteminin temelini atmıştır.
2017'de ilk kez Davos Toplantısı'na katılan Xi Jinping, küreselleşmeyi savunurken Trump'ın “America First” sloganını öne çıkarması karşısında küreselleşmeye sahip çıkan bir tutum geliştirmiştir Bunu, Çin mallarına yönelik gümrük vergilerinin artırıldığı “ticaret savaşları” izlese de bu mücadeleden ABD de zarar görmüştür. Trump yönetiminin amacı, Çin'le ekonomik ilişkileri asgariye indirmek, diğer ülkeleri de Çin'le ticari ilişkilerini gözden geçirmeye zorlamak ve Çin'i üretim sisteminden dışlamak olmuştur.
“Sosyalist piyasa ekonomisi” olarak adlandırılsa da sistemin gerçek işleyişi daha karmaşıktır. Çin'in mevcut ekonomik yapısı için “devlet kapitalizmi” tanımı en uygun kavramsallaştırmalardan biridir. Bu modelde temel özellikler şöyledir: ekonominin stratejik sektörleri (bankacılık, enerji, telekomünikasyon, savunma sanayi) büyük ölçüde devlet mülkiyetinde ve kontrolündedir. Özel sektör ise ekonominin önemli bir bölümünü oluşturur (GSYİH'nin yaklaşık yüzde 60'ı, istihdamın ise yüzde 80'inden fazlası). Kâr motifi, piyasa rekabeti ve fiyat mekanizmaları ekonominin işleyişinde merkezi rol oynar; buna rağmen devlet ekonomiye stratejik yönlendirme yapar, beş yıllık planlar hazırlar ve gerektiğinde doğrudan müdahale edebilir. Kısacası kapitalist dinamiklerin devlet kontrolü ve yönlendirmesiyle harmanlandığı bir sistem söz konusudur.
Tarihsel olarak bakıldığında Çin ekonomisi bir tür “devlet-piyasa sürekliliği” (state-market continuum) üzerinde hareket etmektedir. Kimi dönemlerde devlet kontrolü artmakta, kimi dönemlerde ise piyasa mekanizmalarına daha fazla alan açılmaktadır. Son yıllarda, özellikle Xi Jinping liderliğinde, devlet kontrolünün tekrar arttığı gözlemlenmektedir.
Ekonomik büyüme, belirli bir zaman içinde bir ekonominin üretim kapasitesinde ve GSYİH değerinde meydana gelen artışı ifade eder. Dünya Bankası tarafından “dünya tarihinin en hızlı sürdürülebilir büyüyen ekonomisi” olarak anılan Çin, her 8 yılda bir ekonomisini iki katına çıkarmıştır. London School of Economics'in (LSE) verilerine göre, 1978'de Çin'in ihracatı 10 milyar dolar ile dünya ticaretinde yüzde 1'lik bir paya sahipken, bu miktar 1985'te 25 milyar dolara, 2005'te 4,3 trilyon dolara, 2024'te ise 3,58 trilyon dolara ulaşarak Çin'i dünyanın en büyük ticaret ortağı hâline getirmiştir. Bu eksponansiyel büyümeyle Çin, 1997'de düşük gelir ekonomisinden orta gelir ekonomisine, 2010'da ise yüksek-orta gelir ekonomisi kademesine yükselmiştir.
Çin'de ekonomik büyümedeki istikrar devam ederek 2020 yılında Türkiye'nin önüne geçmiştir. Günümüzde kişi başına düşen GSYİH yaklaşık 13.000 dolara ulaşmış olup, Çin'in kısa zamanda yüksek gelirli ekonomi statüsüne geçmesi beklenmektedir.
Kişi başına düşen patent sayısına bakıldığında da benzer bir tablo görmekteyiz. Çin, 2000 yılında patent üretiminde ciddi bir atılım yaparak ABD'yi geride bırakmıştır. 2000'lere kadar Çin ile başa baş giden Türkiye ise bu yarışın çok gerisinde kalmış, son yıllarda Çin'de kişi başına üretilen patent sayısı Türkiye'deki rakamın yaklaşık on katına ulaşmıştır. IMF'nin 2026'da yayımladığı bir çalışmaya göre Çin, yarı iletkenler, biyoteknoloji ve sanayi robotları gibi stratejik alanlara mal üretiminde katma değerin yüzde 3'ü düzeyinde destek verirken, bu oran ABD için yüzde 0,5'tir. 2015-2023 arasındaki sekiz yıllık dönemin ortalamalarına bakıldığında, mal üretiminde yaratılan katma değere oranla en yüksek desteği yüzde 1,8 ile Çin vermektedir; bu oran ABD için yüzde 1,3, AB için yüzde 0,6 ve Türkiye için yüzde 0,4'tür. Çalışma, Çin'in sanayi ve stratejik sektör desteğindeki artışı gözle görülür biçimde ortaya koymaktadır.
Eğitim tarafında büyük bir sıçrama yaşanmıştır. Teknolojik atılımın eğitimli nüfus aracılığıyla gerçekleşmesi nedeniyle, bir popülasyonun doğru eğitilmesi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu sebeple eğitim politikaları da ekonomik büyümenin ayrılmaz bir parçasıdır. Güney Kore ve Çin, yükseköğretime katılım oranında çok hızlı bir artış sergileyerek ABD'yi geçmiştir. En hızlı artışı kaydeden Çin'de toplam yetişkin nüfusun yükseköğretime katılım oranı 1997'de yüzde 5 iken 2020'de yüzde 55'i aşmış durumdadır. Standard Chartered'a göre 2030 yılına kadar Çin'de işgücünün yüzde 27'sinin üniversite eğitimi almış olması beklenmektedir. Görüldüğü üzere Çin'de ekonomik ve teknolojik gelişim, çalışan ve üreten nüfusun giderek artan yüksek eğitim oranıyla paralellik göstermektedir.
Son yıllarda Çin'de ekonomik büyüme yavaşlamıştır. Uluslararası Para Fonu'na (IMF) göre büyümenin 2029 yılına kadar yüzde 3,3'e düşmesi beklenmektedir. Uzmanlar, Çin'in istikrarlı büyümesini sürdürebilmesi için yeni büyüme yollarına ihtiyaç duyulacağını savunmaktadır. Bu yollar arasında yapay zekâ, dijital finansal hizmetler ve elektrikli araçlar gibi yeşil teknolojiler dahil olmak üzere yeni ve dönüşüm geçiren sektörlerdeki genişleme yer almaktadır. Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu'nda Ekonomi Profesörü olan Jin Keyu, küresel yeşil dönüşüm için trilyonlarca dolarlık yatırıma ihtiyaç duyulduğunu belirterek Çin'in bu dönüşümde çok önemli bir rol oynayacağını ifade etmiştir. Nitekim Çin'in genişleyen temiz enerji sektörü, 2023 yılında ülke ekonomisinin büyümesinin tahmini yüzde 40'ını oluşturmuştur.
Bugün Çin yaklaşık 18,5 trilyon dolarlık GSYİH'ye sahiptir. Kişi başına gelir 13 bin dolar seviyesindedir ve Çin, ABD'nin ardından dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumundadır. Enflasyon ise yüzde 1 seviyesindedir. İmalat, ihracat, elektrikli araç, güneş paneli ve çelik üretimi gibi birçok alanda dünya lideridir. Pandemi sonrasında elektrikli araç dönüşümünü hızlandıran Çinli şirketler, daha gelişmiş donanım ve daha düşük fiyatlarla tüketicilerin tercihini değiştirmiş; BMW, Mercedes-Benz ve Volkswagen gibi Alman markaları ise Çinli rakipleri karşısında hızla gerilemeye başlamıştır.
Çin'in bilimsel yayın, mühendislik ve teknoloji yatırımlarındaki hızlı yükselişi de dikkat çekmektedir. Çin, araştırma ve geliştirme (AR-GE) harcamalarını 615 milyar dolara yükselterek dünyanın en büyük Ar-Ge harcayıcısı konumuna gelmiş ve bu alanda uzun süredir ilk sırada olan ABD'yi geride bırakmıştır. Bu gelişme, Pekin'in son yıllarda yarı iletkenlerden yapay zekâya kadar ileri teknoloji alanlarında devlet destekli yatırımları hızlandırdığı bir döneme denk gelmektedir; analistler bu harcama artışının Çin'in teknoloji bağımsızlığı hedefleriyle yakından bağlantılı olduğunu belirtmektedir.
Çin'in bugünkü küresel güç konumuna ulaşması tek bir reformun değil, yaklaşık bir asırlık bir dönüşüm sürecinin sonucudur. 20. yüzyıl başında "Asya'nın hasta adamı" olarak anılan, iç savaşlar ve parçalanmış siyasi birlikle boğuşan bir imparatorluktan, önce Sovyet modelini benimseyen, ardından Büyük İleri Atılım ve Kültür Devrimi gibi bedeli ağır deneyimlerden geçen bir halk cumhuriyetine, oradan da Deng Xiaoping'in 1978 reformlarıyla dışa açılan pragmatist bir ekonomiye uzanan bu yol, Çin'i kısa sürede dünyanın ikinci büyük ekonomisi hâline getirmiştir. Bu başarının arkasında birkaç temel dinamik öne çıkmaktadır: Devletin stratejik sektörler üzerindeki kontrolünü koruyarak piyasa mekanizmalarını devreye sokması, bugün "devlet kapitalizmi" olarak tanımlanan model, özel ekonomik bölgeler ve dış yatırımla sağlanan hızlı sanayileşme, eğitime yapılan büyük yatırım, DTÖ üyeliğiyle küresel ticarete entegrasyon ve son yıllarda yarı iletken, yapay zekâ, yeşil teknoloji gibi stratejik alanlara yönelen devlet destekli Ar-Ge hamleleri. Güncel durumda yaşlanan nüfus ve ABD ile süren ticaret gerilimleri gibi yeni zorluklar belirmiş olsa da Kuşak-Yol Girişimi ve Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi girişimlerle Çin, ekonomik gücünü küresel etkiye dönüştürmeye devam etmektedir.
“Sakince izle, reaksiyon için hazırlıklı ol, pozisyonunu koru, kapasiteni gizle, zamanı kolla, asla liderliğe soyunma ve göze batma.”
— Deng Xiaoping
Kaynakça
https://www.uscc.gov/annual-report/2025-annual-report-congress
https://www.imf.org/en/countries/chn
https://www.oecd.org/en/topics/sub-issues/economic-surveys/china-economic-snapshot.html
https://www.stats.gov.cn/english/
https://ticaret.gov.tr/data/5b885d83af23be7c5c10c89a/CHC%20_Ulke_Profili_2023_EK%C4%B0M_Kas%C4%B1m_web.pdf
https://www.iso.org.tr/iso-cin-masasi/raporlar/cin_ulke_profili.pdf
https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/TEZ/42827.pdf
https://tesam.org.tr/cin-raporu/
https://sahipkiran.org/2020/03/03/bir-kusak-bir-yol-projesi/
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2117684
https://21yyte.org/cin-halk-cumhuriyeti/dunden-bugune-ci-n/30320
https://www.insamer.com/tr/cinin-ekonomi-politik-stratejisi-tarihsel-bir-bakis_2026.html
https://www.ankasam.org/anka-analizler/cin-buyuk-bir-ekonomiye-nasil-donustu/
https://www.odap.org/bolgeler/abd/cinin-onlenemez-yukselisi-ve-kuresel-guc-mucadelesi/
https://gazeteoksijen.com/dunya/cin-mucizesinin-sonu-alman-otomotivi-yeni-bir-doneme-giriyor-284547
https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/sanayi-desteklerinde-carpici-ayrisma-ab-abd-turkiye-cin/910417
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/20457
https://www.bbc.com/turkce/articles/cvgd44kjp25o
https://www.vespernews.com/tr/news/084f4e09-63da-49b7-b744-152a13ecfe69
https://www.haberturk.com/cin-in-dunu-bugunu-ve-yarini-utanc-yuzyilindan-super-guce-3884288
https://www.weforum.org/stories/economic-growth/china-economic-outlook-growth-trade/
https://www.haberturk.com/cin-ekonomisi-3274619-ekonomi
https://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2012/05/No_7_vol2_04_saray_gokdemir.pdf
https://tasam.org/tr-TR/Icerik/66926/asya_turkiye_-_cin_iliskileri
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC1127087/
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-49880943
https://www.siyasalyasam.com.tr/cinin-ekonomik-yukselisi